Ahmet Kaya Katlime Ferman’dan Turan Emeksiz’e
Kızıl Karanfilin ve Beyazıt Meydanı'nın Ezgisi: Katlime Ferman
"Bir yürüyüş eylediler sabahtan, ılgıt ılgıt kan gider loy loy!Dayan dizlerim dayan, ağla gözlerim ağla!Namlu puşt olmuş, at ayağı puşt..."
Tarih 28 Nisan 1960... Yer; rüzgârın ve zulmün ortasında direnen İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü. Düzenin kolluk kuvvetleri, halkın çocuklarına karşı mangalarda, sokak başlarında ve tank paletlerinin üzerinde. O gün, bu coğrafyanın kaderine kara bir leke gibi çalınan ama aynı zamanda gençliğin boyun eğmez başkaldırısını simgeleyen bir masumiyet toprağa düşer: Malatyalı, haram süt emmemiş bir fidan, Turan Emeksiz.
Şiirden Barikata: Enver Gökçe’nin Kalemi
Toplumcu şair Enver Gökçe, cezaevlerinin, sürgünlerin ve yoksulluğun dervişi, bu ülkenin ezilen milyonlarının sesini Beyazıt'ın taşlarına kazıdı. Şiirinde Turan Emeksiz'i ana adıyla, "Yılmaz" diye çağırdı. Çünkü o Yılmaz, zulmün karşısında taşı kalmayınca, elleri vurulup düştüğünde, “Çıkardı yüreğini kan içinde, çarptı kötünün kafasına!”
Bu dizeler, yalnızca bir kaybın ağıtı değil; ezilenlerin tarihindeki sınıf mücadelesinin, devrimci inadın ve faşizme karşı duyulan öfkenin en safikrarıdır.
Ahmet Kaya'nın Sesinde Sınıfın ve İsyanın Çığlığı
Yıllar sonra bu toprakların en asi, en hınçlı ve en yaralı seslerinden biri olan Ahmet Kaya, Enver Gökçe’nin bu destansı şiirini alıp özgün müziğin kükreyen nehrine kattı. Bağlamanın telleri üzerine binen o dertli nefes; sürgünün, hasretin ve adaletsiz bir düzenin elinde un ufak edilen hayatların ortak manifestosu oldu.
Şarkının içinde geçen "Ya derdime derman, ya katlime ferman" çığlığı, ezilen halkın burjuva düzenine ve despotik iktidarlara çektiği bir meydan okumadır. Düzenin ellerinde fermanları yazılanlar, kaybedecek sadece zincirleri olanlardır. Ahmet Kaya, o tok ve hırpalanmış vokalleriyle, "28 Nisan’dı yavru hey" derken, belleği taze tutar; sokakta düşenlerin davasının mahşere kalmayacağını haykırır.
Son Söz Yerine: Devran Döner, Kavga Biter mi?
Katlime Ferman, bir hüzün şarkısı olduğu kadar, köhne bir sisteme karşı çekilmiş kılıç gibidir. Beyazıt’ın asfaltına düşen o kızıl karanfilin, ham meyvesi dalından koparılan o genç fidanların davası bu coğrafyanın kalbinde atmaya devam ediyor. Ne devranın o kalleş çarkı ne de namlulardan kusan o ölümcül nefret, bu halkın özgürlük yürüyüşünü durdurmaya yetebilir.