Gelen Gideni Aratır Mı: Hayat Satrancında Yanlış Hamleler ve Yeniden Başlamak

Hayat, siyahla beyazın keskin çizgilerle ayrıldığı, her karenin ayrı bir hesap ve strateji gerektirdiği devasa bir satranç tahtasıdır. İlk adımı attığımız o ilk günden itibaren, aslında hep bir açılış hamlesi yaparız. Kimi zaman büyük bir özgüvenle öne sürdüğümüz piyonlar, kimi zaman da geleceğimizi garantiye alacağını sandığımız şah ve vezir hamleleri... Fakat zaman ilerledikçe anlarız ki, tahta üzerindeki her karar sadece o anki aklımızın, tecrübemizin ve yüreğimizin kadardır. "Gelen gideni aratır mı?" sorusu da tam bu noktada zihnimizin labirentlerinde yankılanmaya başlar. Geride bıraktıklarımızın özlemiyle, önümüzdeki bilinmezliğin korkusu arasında sıkışıp kalırız. Oysa hayat, kusursuz bir oyun sergilemek değil; yapılan yanlış hamlelerin ardından bile oyunu kendi lehinize çevirebilme direncidir.

İnsanın en büyük yanılgısı, geçmişteki kararlarını bugünün kusursuz optiğiyle yargılamaktır. Oysa o gün o hamleyi yaparken, elimizdeki imkanlar, zihnimizin o anki sınırları ve kalbimizin attığı coşku bambaşkaydı. Belki de bile isteye feda ettiğimiz taşlar oldu, belki de rakibin asıl niyetini göremeyip açıkta kaldık. Yanlış hamleler, satranç literatüründe olduğu gibi hayatımızda da birer yıkım gibi görünür. Fakat derinlemesine bakıldığında, her yanlış hamle aslında bir kör noktanın aydınlanmasıdır. Doğruların kıymetini bilmek, ancak birkaç defa yanlış kareye basıp oradaki soğuğu ve yalnızlığı hissetmekle mümkündür. Hata yapmaktan korkan insan, hamle yapmaktan da korkar; oysa hareketsiz kalan bir oyun, tahtadaki ölümden başka bir şey değildir.

Geçmişin mahzenlerinde dolaşırken en sık düştüğümüz tuzak, keşkelerin peşinden gitmektir. "Şu taşı buraya değil de şuraya sürmeliydim," demek, akan nehrin akışına karşı kürek çekmekten farksızdır. Satranç kuralları kaskatıktır: Dokunan taş oynar, yapılan hamle geri alınamaz. Hayat da tıpkı böyledir. Giden gitmiş, atılan adım atılmıştır. Önemli olan, o yanlış hamlenin tahtada yarattığı boşluğu görmek ve rakibin olası hamlelerine karşı yeni bir savunma hattı kurmaktır. Gelenin gideni aratıp aratmayacağı ise tamamen bizim bugünkü duruşumuza bağlıdır. Eğer geçmişin ağırlığıyla ezilirsek, gelen her yeni gün bize bir öncekinin kopyası ve hatta daha kötüsü gibi görünür. Fakat dersimizi almışsak, her yeni insan, her yeni karar ve her yeni başlangıç kendi içinde bambaşka bir zaferin anahtarı olabilir.

Bu yüzden tahtanın başına geçip derin bir nefes almak gerekir. Etrafa yayılan sessizlikte, kendi iç sesimizle baş başa kalırız. Hayatın ustaları, en az hata yapanlar değil; yaptığı hatalardan en büyük dersleri çıkarıp oyunun sonuna kadar masadan kalkmayanlardır. Belki şu an bulunduğumuz kare yanlış, belki de attığımız adımlar bizi köşeye sıkıştırdı. Fakat oyun bitmedi. Hamle sırası hala bizde. Kalan taşlarla en doğru, en samimi ve en inatçı hamleyi yapmak, kendi hikayemizin başrolüne yeniden hayat vermek elimizde. Unutmamalı ki, en güzel matlar hep en zorlu ve en dolambaçlı oyunların sonunda gelir.

Hiç yorum yok