Girne Açıklarında Batan Yalnızca Bir Gemi Değildi

Girne Açıklarında Batan Yalnızca Bir Gemi Değildi


Girne’den Taşucu’na gitmek üzere yola çıkan bir yolcu gemisinin, kıyıdan henüz fazla uzaklaşmadan alabora olması hepimizin yüreğine ateş düşürdü. İnsanlar sevdiklerine kavuşmak, evlerine dönmek veya yeni bir yolculuğa başlamak için bindikleri gemide bir anda ölümle yüz yüze kaldı.

Kimi dalgaların arasında hayata tutunmaya çalıştı, kimi ailesini kurtarmak için kendi canını unuttu. Kıyıda bekleyenler ise gelecek küçücük bir haber için saatleri tüketti. Bir tarafta çaresizlik, diğer tarafta umut vardı. Fakat denizin ortasında yaşanan bu facianın ardından hepimizin zihninde aynı soru kaldı:

Bu gerçekten yalnızca bir kaza mıydı?

Bir yolcu gemisi limandan ayrıldıktan kısa süre sonra su alıyor ve yüzlerce insanın hayatı tehlikeye giriyorsa bunu sadece kötü hava şartlarıyla veya kaderle açıklamak vicdanları rahatlatmaz. Kader, gerekli tedbirleri almamanın bahanesi değildir. Tedbir almak insanın, denetlemek devletin, güvenliği sağlamak işletmenin sorumluluğudur.
Geminin sefere çıkmadan önce gerçekten denetlenip denetlenmediği açıklanmalıdır. Teknik bakımların ne ölçüde yapıldığı, güvenlik donanımlarının yeterli olup olmadığı ve acil durum planlarının neden gerektiği gibi uygulanamadığı ortaya çıkarılmalıdır. Geminin geçmişiyle ilgili gündeme gelen iddialar da hiçbir ayrıntı karanlıkta bırakılmadan araştırılmalıdır.

Çünkü insan hayatının söz konusu olduğu yerde denetimler yalnızca dosyalardaki imzalardan ibaret olamaz. Bir görevlinin attığı imza, yüzlerce insanın can güvenliğinin sorumluluğunu taşır. Evrak tamamlamakla güvenlik sağlamak aynı şey değildir.

Facianın ardından kurtarılan, kaybolan ve yaşamını yitiren insanlarla ilgili farklı rakamların açıklanması da acıyı büyüttü. Yakınlarından haber bekleyen insanların yaşadığı korkuyu düşünmek bile ağırdır. Bir anne çocuğunu, bir çocuk annesini, bir eş hayat arkadaşını ararken karşısında doğru bilgi verecek bir yetkili bulamıyorsa ortada yalnızca bir ulaşım kazası değil, ciddi bir yönetim sorunu vardır.

Kriz yönetimi, kameraların karşısına geçerek birkaç açıklama yapmak değildir. Kriz yönetimi; doğru bilgiyi zamanında vermek, ailelerle ilgilenmek, kurtarma çalışmalarını tek merkezden yönetmek ve hiçbir vatandaşın kendisini sahipsiz hissetmesine izin vermemektir.

Elbette bugün ilk görevimiz kayıplara ulaşmak, yaralıları iyileştirmek ve acılı ailelerin yanında durmaktır. Arama-kurtarma çalışmalarında görev alan sahil güvenlik personeline, sağlık çalışanlarına, askerlere, sivil savunma ekiplerine, balıkçılara ve gönüllülere teşekkür etmek gerekir. Onların mücadelesi, insanlığın böylesi karanlık zamanlardaki en aydınlık yüzüdür.

Ancak bu fedakârlıklar, kazadan önce alınmayan tedbirlerin üzerini örtmemelidir.

Soruşturma yalnızca geminin kaptanı ve mürettebatıyla sınırlı bırakılmamalıdır. Gemiyi işleten şirketten teknik denetimleri yapanlara, sefer iznini verenlerden güvenlik sistemini kontrol edenlere kadar bütün sorumluluk zinciri araştırılmalıdır. Suçu kesinleşmeden hiç kimseyi mahkûm etmek doğru değildir; fakat sorumluluğu birkaç kişinin üzerine bırakıp sistemi aklamak da adalet değildir.

Bizler yıllardır büyük faciaların ardından aynı sözleri duyuyoruz:

“Araştırılacak.”

“Gereken yapılacak.”

“İhmali olanlardan hesap sorulacak.”

Sonra zaman geçiyor, acılar unutuluyor, dosyalar kapanıyor ve benzer ihmaller başka insanların hayatını karartıyor. Oysa gerçek hesaplaşma yalnızca suçluyu bulmak değildir. Gerçek hesaplaşma, aynı acının bir daha yaşanmaması için sistemi değiştirmektir.

Girne açıklarında batan yalnızca bir gemi değildir. İnsanların kurumlara duyduğu güven de ağır yara almıştır. Bir vatandaş satın aldığı biletle yalnızca bir koltuk değil, güvenli biçimde yolculuk etme hakkı satın alır. Bu hakkı korumak devletin ve işletmecilerin en temel görevidir.

Kaybettiğimiz canları birer rakam olarak görmemeliyiz. Her birinin yarım kalan hayalleri, dönmesini bekleyen ailesi ve anlatılmayı bekleyen bir hikâyesi vardı. Onların ardından yapılabilecek en büyük saygısızlık, bu facianın üzerini sessizlikle örtmektir.

Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, ailelerine sabır, yaralılara acil şifalar diliyorum. Kayıplardan gelecek güzel haberleri umutla bekliyorum.

Bu olay bütün yönleriyle aydınlatılmalı, ihmali bulunan herkes makamına ve gücüne bakılmadan hukuk önünde hesap vermelidir. Çünkü insan hayatı hiçbir ticari kazançtan, hiçbir makamdan ve hiçbir kurumun itibarından daha değersiz değildir.

Özgür Mutlu
Yazar · Şair · Editör 

Hiç yorum yok