Wikipedia

Arama sonuçları

Bir Günlüğüne: Maskelerin Düştüğü Gün


Bölüm 1: Çatlayan Sınırlar

Özgür, elindeki bardağı masaya bırakırken içinin sıkıştığını hissetti. Hayat, bazen insanı kendi planlarının ve iyi niyetinin arasına öyle bir sıkıştırırdı ki, nefes alacak alan kalmazdı. Ertesi gün yapılması gereken önemli bir ödeme kapıdaydı. Finansal dengeleri korumak, hele ki bu devirde, ince bir ipin üzerinde yürümekten farksızdı. Tam o sırada telefonun ekranı aydınlandı. Ekranda eşinin kardeşi Ali’nin adı yazıyordu.

Telefonu açtığında karşı taraftaki ses telaşlı, gergin ve çaresizdi.

"Abi, çok zordayım," dedi Ali, sesi titreyerek. "Evi satacaktım biliyorsun, ilana koydum. Bir müşteri çıktı ama 'Evin üzerindeki ipoteği kaldır, öyle alırım' diyor. Acil 300.000 TL lazım."

Özgür derin bir nefes aldı. Kendi ödemelerini düşündü, masanın üzerindeki hesap kitap kağıtlarına baktı. "Ali," dedi sakince, "ablana bir sorayım, durumları biliyorsun. Bizim de bugün tam bir ödememiz var."

"Abi yarın lazım, gözünü seveyim," diye üsteledi Ali.

O gün, kendi zorluklarına rağmen bir şekilde ilk adımı attılar. Ancak ertesi gün Ali yeniden aradı. Paranın tamamı denkleşmemişti, ipotek hâlâ duruyordu. Özgür, kendi bütçesini son sınırına kadar zorlamıştı.

"Ali, durumları anlattım sana. Sadece 130.000 TL var elimde," dedi.

"Tamam abi, o da olur," dedi Ali sabırsızlıkla. "Sadece bir günlüğüne lazım. İpotek kalksın, yarın satıyorum evi, paranı hemen geri vereceğim. Söz."

Özgür, "Tamam," dedi. Banka hesabına girdi, parayı gönderdi. İçinde, bir yakınına yardım etmiş olmanın verdiği o huzur ve eşinin ailesine karşı görevini yapmış olmanın rahatlığı vardı. En azından o an için öyle sanıyordu.

Bölüm 2: Maskelerin Düşüşü

Ertesi gün olduğunda, Özgür’ün telefonuna beklediği o "para hesaba iade edildi" bildirimi düşmedi. Geceye doğru Ali’den gelen haber, tüm senaryoyu altüst etti.

"Abi," dedi Ali, sesindeki o çaresiz ton gitmiş, yerine garip bir savunma mekanizması gelmişti. "Adam beni dolandıracaktı. Almaktan vazgeçti."

Özgür’ün başından aşağı kaynar sular döküldü. "E peki ne olacak şimdi Ali? Benim ödemem var diyorum sana, planımı ona göre yaptım."

"Bulmaya çalışacağım abi..." dedi Ali, geçiştirici bir tavırla. Ama aradan günler geçmesine rağmen ne para bulundu ne de ev satıldı. Özgür, eşinin kırılgan aile dengelerini bozmamak adına sustu, sabretti. Ancak sessizlik, karşı tarafın borçlu olmaktan doğan ezikliğini arsızlığa dönüştürmesine yetti.

Süreç uzayıp Özgür’ün eşi devreye girdiğinde, olay bir borç-alacak meselesinden çıkıp tam bir aile savaşına dönüştü. Telefonlar susmuyor, mesajlar ardı ardına yağıyordu. İşin içine anne ve anaanne de girmişti. Ama beklenen mahcubiyet yerine, saf bir nefret ve saldırganlık fışkırıyordu telefon ekranlarından.

"Aç mı kaldınız köpekler!" diye bağırıyordu annesi telefonda, sesindeki tüm şefkat kırıntılarını kaybetmiş bir şekilde. "Şerefsizler! Oğlumu aramayın bir daha! Para olunca verir, o paranın da hayrını görmeyin!"

Özgür, evinin ortasında dikilmiş, eşinin kendi öz ailesi tarafından uğradığı bu ağır, yakışıksız hakaretleri dinlerken yumruklarını sıktı. İyi niyet, yerini büyük bir ihanete bırakmıştı.

Bölüm 3: Kul Hakkı ve Kapanan Kapılar

Eşi, gözyaşları içinde ama bu kez dimdik bir duruşla telefonu eline aldı. Yılların biriktirdiği o büyük adaletsizlik, o an bir çığ gibi patladı. Ali’yi aradı.

"Ali!" dedi sesi titreyerek ama kararlı. "Şu an satmaya çalıştığınız o ev var ya... O ev, zamanında babamın parasını çalıp, onu bir köşeye fırlatıp, biz evlatların hakkı olan o parayla alındı! O evde benim de hakkım var. Verin benim hakkımı!"

Ali telefonun diğer ucunda sessizce dinledi. Yüzleşecek cesareti yoktu. Sadece sistemin ona verdiği o bencil rahatlıkla cevap verdi:

"O ev benim üzerime... Annem ölünce hakkını alırsın."

Telefon kapandı. Birkaç saniye sonra anneden ve anaanneden yeni bir mesaj dalgası başladı. "Kardeşler arasında hak olmaz! Yazıklar olsun size! Ben daha ölmedim!" diye yazıyordu anne, altındaki derin adaletsizliği kutsal annelik sıfatıyla örtmeye çalışarak.

Özgür, ağlayan eşine sarılırken odadaki sessizliğe baktı. Cebinden çıkan, kendi ödemelerinden kısıp "bir günlüğüne" verdiği o para, o çirkin gürültünün arasında kaybolup gitmişti. Paranın ne zaman geleceği, adaletin ne zaman tecelli edeceği belirsizdi.

Ama Özgür o an çok net bir şeyi anladı: Kaybolan sadece 130.000 TL değil, bir ailenin maskesiydi. Ve o maske bir daha asla yüzlere takılamayacak kadar parçalanmıştı.

Hiç yorum yok