Derinlerin Sessiz Kahramanı: TCG Uluçalireis Denizaltısında Zamanı Durdurduk
Derinlerin ve Tarihin Kesiştiği Yerde: Çanakkale Deniz Müzesi ve Denizaltı Gezimiz
Yazan: Özgür Mutlu
Çanakkale, her adımında insanı geçmişe, gurur dolu bir muhasebeye götüren bambaşka bir şehir. Bu kadim toprakların kalbinde, boğazın hemen kıyısında yer alan Çanakkale Deniz Müzesi ise her ziyaret edişimde beni kendine yeniden hayran bırakmayı başarıyor. Son gezimizde bu tarihi alanı adımlarken, geçmişin o devasa yükünü ve kahramanlığını sadece görmedik; adeta damarlarımızda hissettik.
Müze kompleksi, Fatih Sultan Mehmet’in mirası olan tarihi Çimenlik Kalesi’nin gölgesinde kurulmuş. Bahçesinde yürürken boğazı selamlayan devasa topları inceliyor,
1915’te İngiliz zırhlısı HMS Queen Elizabeth’ten atılan ama patlamadan kale duvarına saplanıp kalan o orijinal top mermisine bakarken savaşın dehşetini soluyorsunuz.
Hemen ileride, Çanakkale Savaşı'nın kaderini değiştiren o şanlı Nusret Mayın Gemisi'nin birebir replikası karşılıyor sizi. Geminin içine girip 17-18 Mart gecesinin o karanlık sulardaki gizli rotasını düşündüğünüzde içiniz ürperiyor. İçerideki sergi salonlarında sergilenen subay üniformaları, sancaklar ve batıklardan çıkarılan yaşanmışlık dolu eşyalar, tarih sayfalarını gözünüzün önünde canlandırıyor.Ancak bu gezinin bizim için en vurucu, nefesimizi en çok kesen anı, şüphesiz ki müzenin en özel parçası olan TCG Uluçalireis Denizaltısı'nın içine attığımız o ilk adımdı.
O daracık kapaktan içeriye doğru süzüldüğümüzde, dışarıdaki ferah deniz havası bir anda yerini metal kokusuna, binlerce kablonun, borunun ve vananın sarmaladığı bambaşka bir dünyaya bıraktı. Bugüne kadar hep suyun üstünden baktığımız o uçsuz bucaksız maviliğin, tonlarca ağırlıktaki çelik bir gövdenin içinde nasıl klostrofobik ama bir o kadar da disiplinli bir yaşama dönüştüğünü kendi gözlerimizle gördük. Günlerce güneş yüzü görmeden, sevdiklerinden uzakta, sadece vatan sevgisiyle o daracık koridorlarda omuz omuza görev yapan askerlerimizin ruhunu hissetmemek elde değildi.
Başınızı nereye çevirseniz karmaşık bir gösterge, bir şalter mekanizması... Yaşam alanlarına, o küçücük ranzalara, personelin yan yana omuz omuza yemek yediği o dar masalara baktığımda içim ürperdi. Bizlerin günlük hayatta kanıksadığı geniş konforun, derinliklerde nasıl büyük bir fedakarlığa dönüştüğünü anladım. Hele ki periskobun başına geçip o küçük camdan dışarıya, Çanakkale Boğazı’nın mavi sularına bakmak... Bir anlığına da olsa dünyayı suyun altından izleyen bir denizci gibi hissetmek kelimenin tam anlamıyla büyüleyiciydi.
Denizaltından tekrar yukarıya, gün ışığına çıkıp müze bahçesindeki boğaz esintisini içimize çektiğimizde, gökyüzünün mavisi hiç bu kadar kıymetli gelmemişti. Çanakkale Deniz Müzesi bize sadece askeri ve denizcilik tarihimizi anlatmadı; görünmeyen, bilinmeyen, sessizce ve derinden yürütülen o devasa kahramanlıkları da bizzat yaşattı.
Eğer yolunuz Çanakkale’ye düşerse, boğaza karşı bir çay içmeden önce bu müzeyi ve o demir gövdenin içindeki dünyayı mutlaka ziyaret edin. Çünkü Çanakkale, sadece toprağın üstünde değil; denizin metrelerce altında da yazılmış, asla unutulmayacak bir destandır.