Wikipedia

Arama sonuçları

Kültürel Yarılmanın Anatomisi: Kaybolan Ortak Payda ve Estetik Aşınma

Kültür Erimesi

Yazar: Özgür Mutlu

Türkiye’de son yıllarda entelektüel çevrelerden sokaktaki vatandaşa kadar herkesin dilinde tek bir kavram var: "Kültürel çöküş." Ancak bu durumu sadece geçmişe duyulan romantik bir özlem ya da ahlaki bir serzeniş olarak okumak, bizi doğru bir teşhise götürmez. Karşı karşıya olduğumuz tablo, tek taraflı bir yok oluştan ziyade, toplumun derin katmanlarında yaşanan büyük bir kültürel yarılma ve bunun doğurduğu kimliksizleşme sancısıdır.

Bugün Türkiye’de homojen, herkesin üzerinde uzlaştığı tek bir kültür yapısından bahsetmek artık imkansız. Toplum; muhafazakar, seküler, milliyetçi ya da küreselci gibi farklı havzalara bölünmüş durumda. En tehlikeli olanı ise, bu havzaların birbirini besleyen birer zenginlik olmak yerine, siyasi ve sosyal kutuplaşmanın etkisiyle birbirini "kültürel düşman" olarak görmesidir. Ortak bir "üst kültür" veya ulusal bir mutabakat zemini inşa edemediğimiz için, her grup kendi yankı odasında yaşıyor ve toplumun ortak paydası her geçen gün biraz daha eriyor.

Bu yarılmanın en somut ve kaçınılmaz sonucu ise estetik aşınmadır. Kültür, bir toplumun ruhunun dışa vurumudur; bu dışa vurumu en net görebileceğimiz yer ise şehirlerimizdir. Bugün kafamızı kaldırıp baktığımızda gördüğümüz plansız betonlaşma, kimliksiz dikey mimari ve estetik kaygıdan tamamen uzak tek tip yapılar, aslında iç dünyamızdaki kuralsızlığın ve derinlik kaybının birer aynasıdır. Tarihi dokuyu koruyamayan, yerine yeni bir estetik koyamayan bir toplum, hafızasını da kaybeder. Şehirlerin kimliksizleşmesi, bireyin aidiyet duygusunu zedeler ve onu topluma karşı yabancılaştırır.

Benzer bir erozyon, kültürün en temel taşıyıcısı olan dilde de yaşanıyor. Sosyal medyanın ve anlık tüketim hızının esiri olan dilimiz, edebi ve felsefi derinliğini kaybederek sadece hayatta kalma ve anlık iletişim kurma seviyesine indirgenmiş durumda. Kelime dağarcığı daralan, imla kuralları önemsizleşen bir toplumun düşünce dünyasının genişlemesi de mümkün olamaz.

Kültürel dönüşümler kaçınılmazdır; her çağ kendi insanını ve kendi pratiklerini üretir. Ancak değişim ile yozlaşma arasındaki çizgi, köklü değerlere ve estetik algısına sahip çıkmakla çizilir. Türkiye’nin bu entelektüel ve kültürel sıkışmışlıktan kurtulmasının yolu, kutuplaşmayı bir kenara bırakıp; sanatta, mimaride, dilde ve insan ilişkilerinde "nitelik ve estetik" odaklı yeni bir toplumsal mutabakat zemini aramaktır. Aksi takdirde, ekonomik veya teknolojik olarak ne kadar büyürsek büyüyelim, ruhu eksik kalmış bir toplum olmanın önüne geçemeyiz.

Hiç yorum yok