Deniz Göktaş’ın "Ölü Deniz"i Neyi Anlatıyor? Şakalar Parmaklıklar Ardına Konulamaz!
İfade Özgürlüğünün ve Mizahın Sınırları Üzerine: Deniz Göktaş’ın "Ölü Deniz"i Neyi Anlatıyor?
Sanatın, hicvin ve toplumsal eleştirinin en eski, en keskin ve belki de en savunmasız aracı mizahtır. İnsanlık tarihi boyunca komedyenler, hiciv ustaları ve meddahlar, toplumun aynası olmuş; kimsenin yüksek sesle söyleyemediğini bir şakanın, bir tebessümün ardına gizleyerek kitlelere ulaştırmıştır. Bugün Türkiye stand-up sahnesinin en özgün seslerinden biri olan Deniz Göktaş’ın Harbiye’de sahnelediği ve milyonlara ulaşan "Ölü Deniz" gösterisi, tam da bu kadim geleneğin modern bir yansımasıdır.
Ancak ne yazık ki, mizahın ve sistem eleştirisinin toplumsal bir arınma vesilesi olarak görülmesi gerekirken, bu sanatsal üretimin hukuki bir soruşturmaya ve cezalandırma pratiğine dönüşmesi, ülkemizdeki ifade özgürlüğü zeminini bir kez daha sarsmıştır. Deniz Göktaş’ın sahnedeki sözleri nedeniyle karşı karşıya kaldığı bu süreç, sadece bir komedyenin değil, aslında toplum olarak ortak düşünme, eleştirme ve hatta birlikte gülebilme özgürlüğümüzün sınırlandırılmasıdır.
Mizah, doğası gereği rahatsız edicidir; tabulara dokunur, ezberleri bozar ve insanı kendi gerçekliğiyle yüzleştirir. Bir sanatçıyı, sahnede dile getirdiği ironik ve eleştirel ifadeler nedeniyle cezalandırmaya çalışmak, o sanatçıyı susturmaktan ziyade toplumun entelektüel damarlarını tıkamaktır. Ancak tarih bize çok net bir gerçeği defalarca göstermiştir: Korkaklar sadece mizahçıları ve fikir insanlarını hapse atar; fakat bunu yaparken, farkında olmadan dev bir kahraman yaratırlar.
Fikirleri ve sanatı parmaklıklar ardına hapsetmeye çalışanlar, o sesin dalga boyunu büyüterek onu zamansız bir sembole dönüştürürler. Tıpkı geçmişte tüm baskılara rağmen halkın hafızasında ölümsüzleşen Deniz Gezmiş gibi, bugün de sözünü esirgemeyenler aynı adanmışlıkla selamlanır. İsimler, dönemler ve yöntemler değişse de, özgürlük mücadelesinin ve hür düşüncenin bıraktığı o asil iz hiç değişmez.
Tarih, korkuyla susturmaya çalışanları değil; bedeli ne olursa olsun gerçeği haykıranları yazar. Mizah cezalandırılamaz, şakalar tutuklanamaz. Deniz Göktaş’ın yaşadığı bu hukuki süreç karşısında, düşüncenin, sanatın ve ifadenin mutlak surette özgür kalması gerektiğine inanan herkesin sesi yükselmelidir. Sanatçının ve özgür düşüncenin yanında durmak, bu ülkenin yarınlarına duyulan inancın bir gereğidir. Selam olsun sözünü esirgemeyenlere...
Aşk olsun sana çocuk.
Özgür Mutlu
deniz göktaş, ölü deniz, ifade özgürlüğü, mizah, deniz gezmiş, özgür mutlu