Sessiz Bir Koşturmaca | özgür mutlu
Sessiz Bir Koşturmaca: Hayatın Ritmi ve Büyük Yanılsama
Belki de sadece sessiz ve sakin görünen büyük bir maceranın tam ortasındayız. Henüz kimse ömrünün nasıl şekilleneceğini, yolun sonunda neyle karşılaşacağını bilmeden, görmeden yürüyor. Herkes gibi, herkesle birlikte ama tamamen kendine has bir yolda... Kimimizin hikayesi aydınlıkta geçiyor, kimimizinki karanlıkta. Hayat, durmaksızın dönen bir saat akrebi gibi bizi de kendi döngüsüne hapsediyor.
Düşünün koca bir şehri; mesela İstiklal Caddesi’ni... Her gün binlerce, milyonlarca insan aynı caddeden akıp gidiyor. Herkes bir yerlere yetişme telaşında, herkes bir şeyler için körü körüne mücadele ediyor. Karmakarışık, devasa bir sistemin içinde, her bireyin kendi cephesinde verdiği gizli bir savaş var.
Peki, savaş dediğimiz şey dünyanın kaçınılmaz kaderi mi? Muhtemelen öyle. Çünkü doğduğumuz andan itibaren, nefes aldığımız ilk saniyeyle birlikte savaşmaya başlıyoruz. Hiç durmadan, dinlenmeden, bitmek bilmeksizin süren bir mücadele bu. Gece oluyor, ay gökyüzünü kaplıyor; gündüz oluyor, güneş yeryüzünü resmen kavuruyor. Dünya o kadar büyük bir hızla ve durmaksızın dönüyor ki, bizler bu kozmik hızın yarattığı manyetik sürtünmeyle, tıpkı bir mum gibi eriyip gidiyoruz. Üstelik çoğumuz bunun farkında bile değiliz.
Koca bir ömrü tüketirken, anıları hızla geride bırakıyoruz. Gün gelip kafamızı geriye doğru çevirdiğimizde ise yüzümüze tokat gibi çarpan o hisle karşılaşıyoruz: Koskoca bir saçmalık, anlamsız bir savaş ve sonu önceden yazılmış bir film senaryosu... Ne yaparsak yapalım, bu senaryonun sonunda hep aynı yazı bizi bekliyor: The End.
Ne yaparsanız yapın, neyi başarırsanız başarın, bu hayattaki tek mutlak gerçek ölmek. Ölüm, bir hikayenin sonuna koyulan o kaçınılmaz nokta gibi; er ya da geç illaki koyulacak. Peki o zaman, sormak gerekmiyor mu: Neden bu bitmek bilmeyen savaş? Doğadaki tüm canlılar en temel ihtiyaçlar, hatta bir damla su için mücadele ederken; biz insanlar neden birbirimizle savaşıyoruz? Gerek sevdiklerimizle gerek sevmediklerimizle, birbirimizi saçma sapan sebeplerle üzmekten başka ne yapıyoruz bu dünyada?
Bugün bir sahil kenarında oturup insanları dışarıdan bir gözle izlerken zihnimden tam olarak bunlar geçti. "Biz ne yapıyoruz böyle?" diye sordum kendi kendime. Ama işte, insanlığın değişmez gerçeği tam olarak bu. Tarihin tozlu sayfalarına dönüp baktığımızda nice krallar, nice sultanlar, nice büyük kahramanlar görüyoruz. Onlar da büyük savaşlar verdiler ama bugün sadece isimlerini bırakarak çekip gittiler. Bizler bugün sadece tarih kitaplarında "marka" olmuş o birkaç ismi okuyoruz. Onların dışındaki milyarlarca insan ise ya toprakla ya da ateşle harmanlanıp sessizce yok oldu gitti.
Herkesin nihayetinde bir avuç toprak veya küle dönüşeceği bu dünyada, geriye kırık kalpler ve anlamsız koşturmalar yerine, sadece sessiz bir huzur bırakabilmek belki de en büyük zaferdir.