Türkiye’den Kaçış : Hayatta Kalma Mücadelesi

Türkiye’den Kaçış: Bir Neslin İpotek Altındaki Yarınları

Özgür Mutlu

"Kaçış" ağır bir kelimedir; içinde korku, çaresizlik ama en çok da geride bırakılmak zorunda kalınan bir geçmiş barındırır. Son yıllarda bu ülkenin yetiştirdiği en parlak zihinlerin, doktorların, mühendislerin, yazılımcıların ve gençlerin dilindeki ortak kelimenin "kaçış" olması ise sıradan bir göç hareketi değil, toplumsal bir çöküşün açık ilanıdır. Eskiden daha iyi bir kariyer veya akademik bir basamak olarak görülen yurtdışı planları, bugün artık baskıcı, liyakatsiz ve geleceksiz bir iklimden kurtulma çabasına, yani fikri bir sığınma arayışına dönüştü.

Ancak bu büyük dramın en acı tarafı, ülkeyi yönetenlerin bu çığlığa karşı takındığı kibirli ve umursamaz tavırdır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve hükümet bloku, sokaktaki yangını, gençlerin umutsuzluğunu ve nitelikli iş gücünün ülkeyi terk edişini görmezden gelmekte ısrar ediyor. Gidenleri "özenti" olmakla suçlayan, doktorlara "Gidiyorlarsa gitsinler" diyebilen bir yönetim anlayışı, sadece halkın gerçekliğinden kopmamış; aynı zamanda bu ülkenin geleceğine olan bağını da tamamen koparmıştır.


Saray İllüzyonu ve Sokağın Gerçekliği

Hükümet, her fırsatta büyük projeler, makro ekonomik başarılar ve yapay büyüme rakamları üzerinden bir illüzyon satmaya çalışıyor. Oysa sokağın ve bireyin gerçekliği bu pembe tablonun tam zıttıdır:

  • Ekonomik Yıkım ve Emeğin Gasbı: Kontrolsüz enflasyon, eriyen alım gücü ve fahiş barınma maliyetleri, insanları nefes alamaz hale getirdi. Yıllarca dirsek çürüten, eğitim alan insanlar, bugün ay sonunu getirme kaygısıyla boğuşurken emeklerinin iktidar eliyle değersizleştirildiğini görüyor.

  • Liyakat Duvarı ve Hak Gaspı: Gençlerin en çok canını yakan şey, mülakat adı altında meşrulaştırılan torpil düzenidir. Akademik başarıların, uykusuz gecelerin ve dökülen alın terinin bir gecede parti aidiyetlerine kurban edilmesi, adalete olan inancı kökünden kazımıştır. "Ne yaparsam yapayım, benden değilsen yoksun" mesajı, kaçış yollarını tek çare haline getiriyor.

  • Nefessiz Bırakılan Toplum: İfade özgürlüğünün bastırılması, sosyal medyadaki sansürler ve toplumu kutuplaştıran öfke dili, üreten ve düşünen beyinleri adeta boğuyor. İnsanlar sadece ekonomik refah değil; sokakta yürürken endişe duymayacağı, fikrini söylediği için hapse girmeyeceği "normal" bir hukuk devleti özlemi çekiyor.

Geleceği İpotek Etmek

Bir ülkenin fabrikaları yıkılabilir, ekonomisi batabilir; bunlar liyakatli kadrolarla ve doğru politikalarla birkaç yılda toparlanabilecek krizlerdir. Ancak bir ülke yetişmiş insan kaynağını, yani kendi entelektüel sermayesini ve geleceğini kaybederse, o kriz kalıcı bir karanlığa dönüşür. Bugün Türkiye, kendi geleceğini ipotek altına veren bir yönetim kriziyle karşı karşıyadır.

Siyasi liderlerin bu sessiz ve kitlesel gidişi küçümsemesi, sorunu çözme iradelerinin olmadığının en büyük kanıtıdır. "Türkiye’den kaçış", bu topraklara duyulan sevgisizlikten değil, bu toprakları yaşanmaz kılan mevcut siyasi iklimin yarattığı geleceksizlikten vazgeçiş hikayesidir. Bu göç dalgasını durdurmanın yolu baskıyı artırmak ya da gerçekleri halının altına süpürmek değil; adaleti, özgürlüğü ve liyakati bu ülkeye yeniden davet etmektir. Çünkü hiçbir genç kendi evinde mülteci gibi hissetmek istemez; tabii o ev, onu yönetenler tarafından yıkılmıyorsa.

Anahtar Kelimeler: türkiyeden kaçış, beyin göçü, hükümet eleştirisi, ekonomik kriz, liyakatsizlik, gençlerin umutsuzluğu, siyasi baskı, gelecek kaygısı

Hiç yorum yok