Zamanın Ötesinde Bir Yer: Hayat, Ölüm ve Hatıralar Üzerine – Özgür Mutlu
Zamanın Ötesinde Bir Yer
Bir yer olmalı
zamanın ötesinde,
saatlerin sustuğu,
takvimlerin duvardan düştüğü,
dünün yarına hesap sormadığı bir yer.
Orada yaşlanmamalı insan.
Saçlarına ak düşmemeli,
elleri titrememeli,
gözlerinin içindeki çocuk
hiç büyümemeli.
Bir yer olmalı
zamanın ötesinde;
kaybettiklerimizin
bizi beklediği bir kıyı gibi.
Annelerin sesi eskimemeli orada,
babaların gölgesi eksilmemeli.
Çocukluk kapının önünde oturmalı,
eski arkadaşlar
birer birer geri dönmeli.
Yarım kalan cümleler tamamlanmalı,
söylenemeyen sözler söylenmeli.
Bir zaman sevip de
veda edemediğimiz insanlar
karşımıza çıkmalı yeniden.
Ne “geç kaldım” demeli insan,
ne “keşke”.
Çünkü zamanın ötesinde
pişmanlık diye bir şey olmamalı.
Belki orada
ölüm bile ölüm değildir.
Sadece uzun bir yolun
sonundaki sessiz kapıdır.
Ve insan o kapıdan geçince
anlar belki:
Hayat dediğimiz şey,
iki bilinmezlik arasında
bize verilen küçücük bir zamandır.
Biz o zamanı
para için,
öfke için,
gurur için,
birbirimizi kırmak için tüketiriz.
Sonra bir gün
saat durur.
Ve bütün dünyadan
yanımıza yalnızca
sevdiklerimizin yüzleri,
söylediğimiz güzel sözler
ve içimizde bıraktığımız vicdan kalır.
Bir yer olmalı
zamanın ötesinde.
Orada insanlar
ne zengin olmalı
ne fakir.
Ne güçlü
ne güçsüz.
Sadece insan…
Belki bir gün
hepimiz aynı kapının önünde buluşacağız.
Kimimiz erken,
kimimiz geç.
Ama aynı sessizliğe doğru.
Ve işte o zaman
anlayacağız belki:
Zaman aslında hiç bizim olmadı.
Biz,
zamana kısa bir süreliğine
misafir olduk.
Yazar: Özgür Mutlu
Zamanın Ötesinde Bir Yer
Yazar: Özgür Mutlu
İnsan hayatının belki de en büyük yanılgısı, zamanın kendisine ait olduğunu düşünmesidir.
Saatlere bakarız, günleri sayarız, yıllar için planlar yaparız. “Seneye yaparım”, “ileride giderim”, “bir gün söylerim”, “sonra ararım” deriz. Sanki önümüzde tükenmeyen bir zaman varmış gibi yaşarız.
Oysa zaman hiçbir zaman bizim değildir.
Biz yalnızca onun içinden geçen yolcularız.
Doğduğumuz gün başlayan yolculuk, farkında olsak da olmasak da sürekli ilerler. Çocukluk geçer, gençlik geçer, insanlar hayatımıza girer ve çıkar. Bir zamanlar hayatımızın merkezinde olan insanlar, yıllar sonra yalnızca bir fotoğrafta kalabilir.
İşte insan tam da burada “zamanın ötesinde bir yer” hayal eder.
Çünkü insanın içindeki en büyük arzulardan biri, kaybettiklerini yeniden görebilmektir.
Bir çocukluk evine dönmek…
Bir daha hiç duyamayacağı bir sesi yeniden işitmek…
Ölmüş bir yakınının karşısına oturmak…
Yarım kalan bir konuşmayı tamamlamak…
Belki de insanın cennet tasavvurunun temelinde bile bu vardır: Kaybettiklerine yeniden kavuşabilmek.
Zaman Bizi Değiştirirken
İnsan gençken zamanı sonsuz zanneder.
Yirmili yaşlarda ölüm çok uzak görünür. Elli yaşında geçmiş daha hızlı hatırlanmaya başlar. Yaş ilerledikçe insan geleceği değil, geçmişi daha fazla düşünür.
Bir gün çocukken oynadığınız sokağın önünden geçersiniz.
Sokak hâlâ oradadır.
Ama çocuklar başkadır.
Binalar değişmiştir.
Dükkânların tabelaları değişmiştir.
Ve birden fark edersiniz:
Değişen yalnızca sokak değildir.
Siz de değişmişsinizdir.
İnsan için zamanın en acı tarafı budur. Her şeyi yavaş yavaş götürür. Gençliği, insanları, mekânları, dostlukları…
Fakat garip biçimde hatıraları bırakır.
Belki de bu yüzden bazen yıllar önce ölmüş bir insanı dün görmüşüz gibi hatırlarız. Sesini, yürüyüşünü, yüzünü zihnimizde hâlâ taşıyabiliriz.
Beden zamana yenilir.
Hatıra ise zamana direnebilir.
İnsan Neden Geçmişe Dönmek İster?
Aslında insan çoğu zaman geçmişe değil, geçmişteki kendisine dönmek ister.
Daha az korktuğu günlere…
Daha çok umut ettiği zamanlara…
Dünyanın henüz bu kadar ağır gelmediği yıllara…
Çocukken bir yaz tatili aylar sürermiş gibi gelirdi. Bugün ise yıllar birkaç ay gibi geçiyor.
Çünkü çocuk zamanı yaşamaz; zamanın içinde kaybolur.
Yetişkin ise sürekli saate bakar.
Toplantı saati.
İş saati.
Fatura tarihi.
Ödeme günü.
Randevu.
Taksit.
Teslim tarihi.
İnsan büyüdükçe zamanı yaşamaktan çok yönetmeye çalışır.
Ve sonunda zaman insanı yönetmeye başlar.
Bir Gün Saat Duracak
Bunu düşünmek insanı ürkütebilir ama hayatın değişmez gerçeği şudur:
Bir gün herkes için saat duracak.
O gün banka hesabındaki para, sahip olunan evler, arabalar, unvanlar ve insanların önünde kurduğumuz büyük cümleler önemini kaybedecek.
İnsan geriye baktığında başka şeylerin değerli olduğunu anlayacak.
Kimin elinden tuttuğu…
Kimi affettiği…
Kime güzel bir söz söylediği…
Kimin yanında olduğu…
Ve en önemlisi, nasıl bir insan olarak yaşadığı.
Belki de hayatın gerçek hesabı budur.
Çünkü insan öldüğünde malını dünyada bırakır ama insanların hafızasında bıraktığı izi götüremez.
Bazı insanlar öldükten yıllar sonra bile güzel anılır.
Bazıları ise bütün servetine rağmen unutulur.
Demek ki insanın gerçek zenginliği sahip oldukları değil, geride bıraktığı izdir.
Zamanın Ötesinde Bir Yer Var mı?
Bunun cevabını yaşayan hiç kimse kesin olarak bilmiyor.
Fakat insanlığın binlerce yıldır ölümden sonrasını düşünmesi boşuna değildir.
Belki gerçekten zamanın işlemediği bir yer vardır.
Belki bütün ayrılıklar orada sona eriyordur.
Belki anneler çocuklarına, çocuklar babalarına, yarım kalan sevdalar birbirlerine yeniden kavuşuyordur.
Bunu bilemeyiz.
Fakat bildiğimiz başka bir şey var:
Henüz buradayız.
Henüz zamanımız var.
Ve belki de zamanın ötesindeki yeri düşünürken, elimizdeki zamanı kaçırmamak gerekiyor.
Aranması gereken birini aramak…
Özür dilenecek birinden özür dilemek…
Sevdiğine sevdiğini söylemek…
Bir çocuğun başını okşamak…
Bir dostla oturup çay içmek…
Çünkü hayat çoğu zaman büyük olaylardan değil, bir daha geri gelmeyecek küçük anlardan oluşuyor.
İnsan bir gün dönüp baktığında en çok onları hatırlıyor.
Belki de zamanın ötesinde bir yere ulaşmanın yolu, burada güzel izler bırakmaktan geçiyor.
Çünkü insan gider.
Evler kalır.
Sokaklar kalır.
Şehirler kalır.
Dünya dönmeye devam eder.
Ama bir insanın başka bir insanın kalbinde bıraktığı iz, bazen zamandan daha uzun yaşar.
Ve belki de ölümsüzlük dediğimiz şey tam olarak budur.
Zamanın ötesinde bir yer varsa, belki de oraya götürebileceğimiz tek şey, nasıl bir insan olduğumuzdur.
Hiç yorum yok
Yorum Gönder