İnsanın Kendi Ömrüyle Yüzleştiği Mevsim | Özgür Mutlu
🍂 SONBAHAR: İNSANIN KENDİ ÖMRÜYLE YÜZLEŞTİĞİ MEVSİM
Bazı yapraklar ağaçlardan, bazı insanlar hayatımızdan sessizce düşer…
Yazan: Özgür Mutlu
15 Ekim 2026 | Edebiyat – Yaşam – İnsan
---
Sonbahar, insanın en duygusal olduğu zamandır.
Belki de bunun sebebi, doğanın yavaş yavaş ölüme hazırlanırken insana kendi faniliğini hatırlatmasıdır.
Bir ağacın dalından kopan yaprağa bakarsınız. Rüzgâr onu savurur, birkaç kez havada döndürür ve sonunda soğuk bir kaldırım taşının üzerine bırakır.
İşte o an, insanın aklından yalnızca düşen bir yaprak geçmez.
Geçmişi gelir gözlerinin önüne.
Çocukluğu gelir…
Annesinin sesi, babasının gençliği, bir zamanlar hiç bitmeyecek sandığı yaz akşamları gelir.
Sonra bir bakar ki ne o yaz kalmıştır ne de o yazın insanları.
Zaman, insana hiçbir şey söylemeden her şeyini alıp götürmüştür.
İNSANIN DA BİR SONBAHARI VARDIR
Gençken insan, zamanın sonsuz olduğunu zanneder.
Sanki hep yirmi yaşında kalacak, hep aynı sokaklardan geçecek, sevdiği insanlar hiç ölmeyecek, annesi hep kapıyı açacak, babası hep aynı koltukta oturacaktır.
Oysa hayat, insana en büyük dersini yıllar geçtikten sonra verir.
Bir gün çocukluğunuzun geçtiği sokağa dönersiniz.
Evler değişmiştir.
Kapılar değişmiştir.
Belki o eski bakkal kapanmış, yerine hiç tanımadığınız insanların işlettiği bir dükkân açılmıştır.
Ama insanın içindeki çocuk hâlâ oradadır.
O eski sokakta koşmakta, arkadaşlarını çağırmakta, akşam ezanıyla eve dönmektedir.
İşte sonbahar biraz da budur.
Yaşlandığını kabul eden bedenin içinde, hâlâ çocuk kalmak isteyen bir ruhun sessiz çığlığıdır.
BAZI İNSANLAR DA YAPRAKLAR GİBİ DÜŞER HAYATIMIZDAN
Sonbaharda ağaçlara bakıyorum.
Kimisi bütün yapraklarını kaybetmiş, kimisi son birkaç yaprağını dallarında tutmaya çalışıyor.
Ne kadar da benziyor insana…
Bizler de hayatımız boyunca birilerini tutmaya çalışıyoruz.
Kimi zaman bir dostu, kimi zaman bir sevgiliyi, kimi zaman da artık geri dönmeyecek birini.
Ama hayatın acımasız bir kanunu var.
Her gelen kalmıyor.
Her seven sevmeye devam etmiyor.
Her giden geri dönmüyor.
Ve bazı vedalar vardır ki insan onların veda olduğunu ancak yıllar sonra anlar.
Bir arkadaşınızla son kez çay içmişsinizdir, fakat bunun son olduğunu bilmezsiniz.
Bir sevdiğinize son kez sarılmışsınızdır, ama kollarınızı çözerken bir daha sarılamayacağınızı düşünmemişsinizdir.
Bir annenin sesini son kez duymuşsunuzdur.
Bir babanın yüzüne son kez bakmışsınızdır.
Hayat size o anın son olduğunu söylemez.
Çünkü hayatın en ağır tarafı, son kez yaşadığımız anların çoğunu son kez yaşadığımızı bilmememizdir.
YALNIZLIK BAZEN KALABALIĞIN TAM ORTASINDADIR
Sonbahar geldiğinde insanın yalnızlığı da değişir.
Yalnızlık, her zaman dört duvar arasında tek başına kalmak değildir.
Bazen kalabalık bir caddede yürürken hissedersiniz onu.
Herkes bir yere yetişirken siz geçmişinizin bir köşesinde oyalanırsınız.
Bir şarkı duyarsınız.
Bir koku gelir burnunuza.
Bir yaprak düşer önünüze.
Ve yıllardır unuttuğunuzu sandığınız bir insan, bütün hatıralarıyla karşınıza dikilir.
O an anlarsınız ki insan aslında hiçbir şeyi tamamen unutmuyor.
Sadece hatırlamamak için kendini meşgul ediyor.
Sonbahar ise bütün o meşguliyetleri bir kenara itiyor.
İnsanı kendisiyle baş başa bırakıyor.
Kaçtığı sorularla, susturduğu pişmanlıklarla, söyleyemediği sözlerle…
Belki de bu yüzden sonbaharda insan biraz daha az konuşur.
Çünkü bazı duygular vardır, anlatıldığında küçülür.
Bazı acılar vardır, yalnızca sessizlikte gerçek anlamını bulur.
ÖLÜM, ASLINDA HAYATIN BİZE EN YAKIN GERÇEĞİDİR
Bir yaprağın dalından kopuşunu izlerken düşündüm.
O yaprak, ilkbaharda dünyaya geldiğinde sonbaharda düşeceğini biliyor muydu?
Güneşin altında yeşerirken, rüzgârla dans ederken, yağmura direnip fırtınalara göğüs gererken bir gün toprağa karışacağını hissediyor muydu?
Bilmiyorum.
Ama insan biliyor.
İnsan, bir gün öleceğini bilen tek canlılardan biri olmasına rağmen çoğu zaman hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyor.
Kırıyor.
Kırılıyor.
Küsüp gidiyor.
Sevgisini erteliyor.
Özür dilemeyi gururuna yediremiyor.
Bir gün ararım diyor.
Bir gün görüşürüz diyor.
Bir gün konuşuruz diyor.
Sonra o gün hiç gelmiyor.
Ve geriye yalnızca insanın kendi vicdanında yankılanan iki kelime kalıyor:
Keşke ve artık…
Keşke arasaydım.
Keşke sarılsaydım.
Keşke son kez yüzüne biraz daha uzun baksaydım.
Ama artık çok geç.
İnsan, ölümün ne olduğunu mezarlıklarda öğrenmiyor aslında.
Ölümü, bir daha çalmayacak telefonlarda, bir daha açılmayacak kapılarda ve sofradaki boş sandalyelerde öğreniyor.
SONBAHARIN BANA ÖĞRETTİĞİ
Bugün taşlarla döşenmiş bir yolda yürürken yerde tek başına duran bir yaprak gördüm.
Kızıl, yorgun ve ıslaktı.
Etrafında onu arayan başka yapraklar yoktu.
Üzerinden insanlar geçmişti belki.
Rüzgâr sürüklemiş, yağmur üzerine yağmıştı.
Ama hâlâ güzeldi.
Bir zamanlar ait olduğu ağacın bütün ihtişamını üzerinde taşıyordu.
Eğilip uzun uzun baktım.
Sonra önümde uzanan yola çevirdim gözlerimi.
Yol, ağaçların arasında kayboluyordu.
Tıpkı insan ömrü gibi…
Nereye kadar uzandığını görebiliyordum ama sonunda beni neyin beklediğini bilmiyordum.
İşte o an düşündüm:
Biz insanlar da aslında birer yaprağız.
Bir ağacın dallarında dünyaya geliyoruz.
Bir süre yeşeriyoruz.
Rüzgârlarla mücadele ediyor, yağmurlara direniyoruz.
Bazen güneşin sıcaklığında mutlu oluyor, bazen fırtınaların ortasında savruluyoruz.
Ve sonunda hepimiz kendi sonbaharımıza ulaşıyoruz.
Kimimiz erken düşüyor dalından.
Kimimiz yıllarca tutunuyor hayata.
Ama hiç kimse sonsuza kadar aynı dalda kalamıyor.
Belki de hayatın anlamı, düşmemek için direnmekte değil; dalda kaldığımız süre boyunca birilerine gölge olabilmekte, birilerinin hayatına güzellik katabilmektedir.
Çünkü insanın geride bırakacağı en değerli şey malı, mülkü ya da kazandığı unvanlar değildir.
Birinin hafızasında bıraktığı güzel bir hatıradır.
Bir çocuğun yüzündeki tebessümdür.
Bir dostun dilindeki iyi sözdür.
Bir insanın kalbinde hâlâ yaşayabilmektir.
VE SONUNDA…
Sonbaharı seviyorum.
Çünkü bana hayatın yalnızca başlangıçlardan ibaret olmadığını hatırlatıyor.
Bitmenin de bir anlamı olduğunu…
Vedaların da hayatın bir parçası olduğunu…
Ve insanın bazen en güzel duygularını, her şey eksilmeye başladığında fark ettiğini öğretiyor.
Artık biliyorum.
Her sararan yaprak bir ölüm haberi değildir.
Bazen doğanın insana bıraktığı sessiz bir mektuptur.
O mektupta şöyle yazar:
Seviyorsan söyle.
Özlüyorsan ara.
Kırdıysan gönlünü al.
Sarılabiliyorsan sarıl.
Çünkü bir gün ne sen aynı yerde olacaksın ne de sarılmak istediğin insanlar…
Ve unutma:
Bir insanın gerçek sonbaharı saçlarına aklar düştüğünde değil, özlediği insanların artık geri dönemeyeceğini anladığında başlar.
Belki de sonbahar bu yüzden insanın en duygusal olduğu zamandır.
Çünkü diğer mevsimlerde insan dünyaya bakar.
Sonbaharda ise insan, kendi ömrüne…
Ve bazen bir ömrü anlamak için, kaldırım taşlarının üzerinde duran tek bir yaprak yeter.
---
Özgür Mutlu
Yazar – Şair
“Dünya bir ağaç gibidir. Bizler ise o ağacın yapraklarıyız. Hepimizin bir ilkbaharı, bir yazı ve mutlaka bir sonbaharı vardır.”
— Özgür Mutlu
“HEPİMİZ BİR GÜN KENDİ SONBAHARIMIZA ULAŞACAĞIZ.”
Özgür Mutlu
Hiç yorum yok
Yorum Gönder