Popüler Yayınlar

Ölüm Yalnız Gelir | Ölüm, Hayat ve Geride Kalanların Yalnızlığı – Özgür Mutlu

ÖLÜM YALNIZ GELİR

Özgür Mutlu | Köşe Yazısı ve Şiir

Ölüm yalnız gelir…

Ne ayak sesini duyarsın ne de kapını çaldığını. Ne kim olduğunu sorar ne de yaşını. Zenginliğine aldırmaz, fakirliğine acımaz. Bir çocuğun henüz kurulmamış hayallerini de yarım asırlık bir ömrün biriktirdiği hatıraları da aynı sessizlikle karşılar.

İnsan dünyaya gelirken ağlar, etrafındakiler sevinir. Dünyadan giderken ise susar, geride kalanlar ağlar.

Belki de hayatın en büyük çelişkisi budur.

Bir ömür boyunca kalabalıkların içinde yaşarız. Dostlar edinir, düşmanlar kazanır, sever, sevilir, kırılır ve kırarız. Bir evimiz olsun isteriz, sonra daha büyüğünü. Bir arabamız olur, daha iyisini hayal ederiz. Biriktiririz, çoğaltırız, sahipleniriz.

Ama bir gün gelir, sahip olduğumuzu sandığımız her şeyi ardımızda bırakırız.

Üstelik giderken yanımıza bir tek hatıramızı bile alamayız.

Ölümün en acı tarafı gitmek değildir

Bazen düşünüyorum…

Ölüm gerçekten ölen için mi zordur, yoksa geride kalanlar için mi?

Bir annenin evladının odasına girip onun kokusunu araması mı daha ağırdır, yoksa evladın artık hiçbir sabaha uyanmayacak olması mı?

Bir babanın sofrasındaki boş sandalyeye bakıp gözlerini kaçırması mı daha acıdır, yoksa bir çocuğun babasına bir daha sarılamayacak olması mı?

Bir insanın yıllarca aynı yastığa baş koyduğu eşinin ardından yatağın boş tarafına elini uzatması…

İşte ölümün asıl sessizliği belki de oradadır.

Çünkü ölüm bir kişiyi alır ama bazen geride kalan herkesin hayatından bir parça koparır.

Giden bir kez gider.

Kalanlar ise her hatırlayışta yeniden kaybeder.

Bir gün son kez olacak

Hayatın en acımasız gerçeği, yaşadığımız birçok şeyin son kez olduğunu o an bilmememizdir.

Bir gün annemizin sesini son kez duyacağız. Bir gün babamızın elini son kez tutacağız. Bir gün sevdiğimiz insanın yüzüne son kez bakacağız.

Belki son kez aynı sofraya oturacağız.

Belki de sıradan bir vedalaşma, ömrümüzün en ağır vedası olacak.

Ve biz bunu ancak her şey bittikten sonra anlayacağız.

Oysa insan ne tuhaf bir varlık…

Ölümün varlığını bilir ama hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar. Sevdiklerini kırar, özür dilemeyi erteler. Sarılmayı başka bir güne bırakır. Söylemesi gereken iki güzel sözü gururuna yenik düşürür.

Sonra bir gün bir telefon çalar.

Bir haber gelir.

Ve insanın bütün dünyası iki kelimeyle yıkılır:

“Artık yok.”

O andan sonra ne para anlam taşır ne makam ne de yıllarca uğruna mücadele edilen meseleler.

İnsan yalnızca bir kez daha görebilmeyi ister.

Bir kez daha konuşabilmeyi.

Bir kez daha sarılabilmeyi…

Toprak herkesi eşitler

Ölümün karşısında ne kral vardır ne yoksul.

Bir gün aynı toprağın sessizliğinde buluşur bütün unvanlar.

Hayatı boyunca başkalarına tepeden bakan insan da bir gün toprağın altında kalır. Binlerce kişiye emir veren de bir gün kendi sonuna söz geçiremez.

İşte bu yüzden insanın büyüklüğü sahip olduklarıyla değil, geride bıraktığı insanlıkla ölçülmelidir.

Kaç kişiyi sevindirdin?

Kaç insanın elinden tuttun?

Kaç yüreğin yarasına merhem oldun?

Kaç kez haklı olduğun hâlde merhameti seçtin?

Çünkü gün gelecek, adımız bir mezar taşına yazılacak. Zaman geçtikçe taşın üzerindeki harfler solacak. Yüzümüzü hatırlayanların sayısı azalacak.

Belki bizden geriye yalnızca bir fotoğraf, birkaç eşya ve birilerinin dilinde yaşayan küçük bir hatıra kalacak.

Ama bir insanın kalbine bıraktığımız iyilik, bazen ömrümüzden daha uzun yaşayacak.

Asıl mesele ölmek değil, yaşamadan gitmektir

Ben ölümden çok, yaşanmamış bir hayatın ağırlığını düşünüyorum.

Söylenmemiş sevgileri, tutulmamış sözleri, ertelenmiş mutlulukları…

Bir gün her şey bitecekse neden bu kadar nefret biriktiriyoruz?

Neden birbirimizi incitmekte bu kadar cömert, sevmekte bu kadar cimriyiz?

Neden bir insan hayattayken kıymetini bilmek yerine, öldükten sonra mezarına çiçek götürmeyi tercih ediyoruz?

Oysa yaşayan bir insana verilen bir çiçek, mezarına bırakılan bin çiçekten daha fazla şey anlatabilir.

Sevdiklerimizi kaybettikten sonra değil, yanımızdayken sevmeliyiz.

Çünkü ölümün takvimi yoktur.

Ve hiçbirimizin yarına dair verilmiş bir garantisi bulunmaz.


ŞİİR | ÖLÜM YALNIZ GELİR

Özgür Mutlu

Ölüm yalnız gelir,
Ne gecenin karanlığını bekler,
Ne de sabahın aydınlığını.
Bir nefes kadar yakındır insana,
Ama bir ömür kadar uzak sanılır.

Bir gün kapında belirir,
Ne bir selam verir ne haber.
Daha dün gülen dudakların,
Bugün suskunluğuna şahitlik eder.

Bir annenin gözlerinde yaş olur,
Bir babanın omuzlarında dağ.
Bir çocuk kapıya bakar durur,
Gelir sanır gidenini her sabah.

Ölüm yalnız gelir,
Ama yalnız gitmez hiçbir zaman.
Bir evden kahkahayı alır,
Bir yürekten baharı,
Bir ömürden yarını çalar.

Kimi ardında bir sevda bırakır,
Kimi yarım kalmış bir mektup.
Kimi son kez sarılamadığı bir anne,
Kimi hiç söyleyemediği bir umut.

Sonra zaman geçer derler,
Acılar hafifler, yaralar kapanır.
Oysa bazı yokluklar vardır,
İnsan alışmaz, yalnızca katlanır.

Ve gün gelir,
Bir fotoğrafa bakıp susarsın.
Adını seslenmek istersin,
Cevap gelmeyeceğini bilirsin.

İşte o an anlarsın,
Ölüm yalnız gelmiştir belki,
Ama seni de yalnız bırakmıştır.

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Bir gün sen de çekip gidersin.
Ardında malın değil,
Bir gönülde bıraktığın izdir
Seni yaşatan,
Seni yeniden hatırlatan.

Ölüm yalnız gelir,
Ne kapıyı çalar ne izin ister.
Giderken bir can alır,
Geride bin yalnızlık bırakır.

— Özgür Mutlu


Son Söz

Bir gün hepimiz birilerinin son hatırası olacağız.

Bir fotoğrafın köşesinde, eski bir telefon rehberinde, unutulmuş bir mesajda veya yıllardır açılmayan bir dolabın içinde yaşayacağız.

Belki birileri adımızı duyunca gülümseyecek, belki de gözlerini saklayacak.

Ama şunu unutmayalım:

Ölüm yalnız gelir. Fakat önemli olan onun bizi nasıl bulacağı değil, bizden geriye nasıl bir insan kalacağıdır.

Özgür Mutlu
Yazar – Şair

Hiç yorum yok