Popüler Yayınlar

Girne’de Batan Filo Jet: Gemi Gemi Değil, Kaptan Kaptan Değildi

Girne–Taşucu seferindeki deniz faciasını anlatan temsili görsel.


Girne–Taşucu Faciasının Ardındaki Büyük İhmal

Girne–Taşucu seferini yapan Filo Jet’in alabora olması sekiz kişinin yaşamını yitirmesine, çok sayıda kişinin kaybolmasına ve yüzlerce yolcunun denizin ortasında ölümle yüzleşmesine neden oldu. Facianın ardından sorulması gereken yalnızca “Gemi neden battı?” değil; “Bu geminin sefere çıkmasına kim izin verdi?” sorusudur.

Yazan: Özgür Mutlu
Yayın tarihi: 2 Eylül 2026
Yazı türü: Haber–Yorum

Girne Limanı’ndan Mersin’in Taşucu Limanı’na gitmek üzere 30 Ağustos 2026 tarihinde hareket eden Filo Jet adlı yolcu gemisi, yolculuğunun henüz başında su almaya başladı. İçinde 259 yolcu ve sekiz mürettebat olmak üzere 267 kişinin bulunduğu açıklanan gemi, limana geri dönmeye çalışırken alabora oldu ve yüzlerce metre derinliğe battı.

Son açıklamalara göre sekiz kişi yaşamını yitirdi. Kayıp yolcuları bulmak amacıyla Türkiye ve Kuzey Kıbrıs ekiplerinin katıldığı arama kurtarma çalışmaları devam ediyor. Açıklanan kayıp ve kurtarılan kişi sayıları operasyon ilerledikçe değiştiği için kesin bilanço yetkili makamların yeni açıklamalarıyla netleşecek.

Bu nedenle burada yazılan her cümlenin merkezinde yalnızca sayıların değil, o gemiye güvenerek binen insanların bulunduğunu unutmamak gerekir.

Bir gemiye binmek, hayata veda etmek olmamalı

İnsanlar bir yolcu gemisine bindiklerinde denize karşı değil, ihmal ihtimaline karşı savunmasızdır. Biletini alan her yolcu; geminin denize elverişli olduğuna, gerekli kontrollerin yapıldığına, mürettebatın acil durum eğitimi aldığına ve kaptanın yolcuları güvenli biçimde karaya ulaştıracağına inanır.

Bu güven bir ayrıcalık değil, yolcu taşımacılığının temel şartıdır.

Filo Jet faciasından kurtulanların anlattıkları ise gemide tehlikenin zamanında fark edilip edilmediği, yolcuların yeterince bilgilendirilip bilgilendirilmediği ve tahliye sürecinin doğru yönetilip yönetilmediği konusunda ciddi sorular doğuruyor.

Bazı yolcular geminin olağan dışı hareketler yaptığını, ön bölümden sesler geldiğini ve kısa süre sonra içeri su girmeye başladığını anlattı. Kurtulan bir yolcu, insanların kırılan bir camdan dışarı çıkmaya çalıştığını ve bazı ailelerin çocuklarını geminin içinde kaybettiğini söyledi.

Bir yolcu gemisinde insanların kurtulmak için kendi imkânlarıyla cam kırmak zorunda kalması, üzerinde durulması gereken ağır bir iddiadır.

Gemi gemi değil, kaptan kaptan değildi

Bu ifade hukuki bir karar değil; yaşananların ardından yükselen vicdani bir itirazdır.

Bir gemiyi gemi yapan yalnızca motoru, gövdesi ve taşıdığı bayrak değildir. Onu gemi yapan; bakımı, denetimi, güvenlik donanımı ve içindeki insanları koruyabilecek durumda olmasıdır.

Bir kaptanı kaptan yapan da yalnızca sahip olduğu belge değildir. Kaptanlık, tehlike anında yolculara doğru bilgi vermeyi, tahliyeyi yönetmeyi, paniği önlemeyi ve gemideki son insan kurtulana kadar sorumluluk taşımayı gerektirir.

Kaptan ve mürettebat, mahkemeye yansıyan ifadelerinde geminin ön bölümünün dalgalar nedeniyle koptuğunu ve bu nedenle su almaya başladığını savundu. Ayrıca seyir öncesinde meteorolojik bir engel bulunmadığını ve geminin gerekli izinlere sahip olduğunu ileri sürdüler.

Ancak burada yeni bir soru ortaya çıkıyor:

Normal bir deniz yolculuğunda karşılaşılabilecek dalgalar bir yolcu gemisinin ön bölümünü koparabiliyorsa sorun yalnızca denizde midir, yoksa geminin yapısal yeterliliğinde mi aranmalıdır?

Bu sorunun yanıtını teknik inceleme ve bağımsız uzman raporları verecektir. Soruşturma tamamlanmadan hiç kimse hakkında kesin bir suç hükmü kurulamaz. Fakat yüzlerce insanın hayatını tehlikeye atan böyle bir facia karşısında kamuoyunun hesap sorması da engellenemez.

İzin verilmiş olması güvenli olduğu anlamına gelir mi?

Şirket ve mürettebat cephesi, geminin gerekli izin ve belgelere sahip olduğunu savunuyor. Fakat büyük faciaların ardından çoğu zaman aynı cümleyi duyuyoruz:

“Bütün belgeleri tamdı.”

Bir belgenin bulunması, denetimin gerçekten ve gerektiği şekilde yapıldığını tek başına kanıtlamaz. Geminin son bakım tarihi, gövde ve ön bölüm kontrolleri, yolcu kapasitesi, can kurtarma araçlarının yeterliliği, mürettebatın acil tahliye eğitimi ve sefere çıkış kararının hangi şartlarda verildiği kamuoyuna açıklanmalıdır.

Şu soruların cevabı bulunmalıdır:

- Geminin son kapsamlı teknik kontrolü ne zaman yapıldı?
- Ön gövde veya bağlantı bölümlerinde daha önce hasar tespit edildi mi?
- Yolculara kalkıştan önce acil durum bilgilendirmesi yapıldı mı?
- Can yelekleri ve kurtarma araçları herkes için erişilebilir durumda mıydı?
- Su alma başladıktan sonra neden daha erken yardım çağrısı veya tahliye emri verilmedi?
- Gemiyi sefere uygun bulan kişi ve kurumlar kimlerdi?
- Denetimler yalnızca belge üzerinde mi, yoksa fiilen mi gerçekleştirildi?

Bu sorular cevaplanmadan dosya yalnızca “olumsuz hava koşulları” denilerek kapatılamaz.

Dokuz kişi hakkında tutuklama kararı

Faciayla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında kaptan, mürettebat ve şirket yetkililerinin de aralarında bulunduğu şüpheliler mahkemeye çıkarıldı. Girne Kaza Mahkemesi, dokuz kişi hakkında tutuklama kararı verdi.

Mahkemenin teknik verilerin toplanmasını, tanıkların dinlenmesini ve Türkiye’de ayrıca bir soruşturma yürütülüp yürütülmediğinin araştırılmasını istediği bildirildi.

Tutuklama kararı bir mahkûmiyet hükmü değildir. Kazanın kesin nedeni; gemi enkazı, seyir kayıtları, bakım belgeleri, meteoroloji raporları, liman kayıtları ve tanık ifadeleri birlikte incelendikten sonra belirlenebilir.

Ancak soruşturma yalnızca kaptan ve mürettebatla sınırlı kalmamalıdır. Geminin sahibi olan şirketin, denetim kuruluşlarının ve sefere izin veren makamların sorumlulukları da aynı açıklıkla araştırılmalıdır.

Çünkü böyle facialar çoğu zaman tek bir kişinin birkaç dakikalık hatasından değil, yıllar boyunca biriken ihmal zincirinden doğar.

Denizde batan yalnızca bir gemi değildi

Filo Jet’in battığı yerde yalnızca metal bir gövde denizin dibine inmedi. İnsanların kamu kurumlarına, denetim mekanizmalarına ve ulaşım şirketlerine duyduğu güven de yara aldı.

Yolcular o gemiye hayatlarını emanet etmişti. Kimisi evine dönüyor, kimisi ailesine kavuşmayı bekliyor, kimisi çocuklarıyla birlikte sıradan bir yolculuk yaptığını düşünüyordu. Hiçbiri birkaç dakika sonra denizin ortasında yaşam mücadelesi vereceğini bilmiyordu.

Şimdi geride hayatını kaybedenlerin aileleri, bulunmayı bekleyen kayıplar ve o anları ömür boyu unutamayacak kurtulanlar var.

Bu facianın üzeri birkaç gözaltı, birkaç teknik terim ve zamana yayılan açıklamalarla örtülmemelidir. Enkaz ne kadar derinde olursa olsun, gerçek ondan daha derine gömülmemelidir.

Gemi gerçekten denize elverişli değilse bunu bilerek veya denetlemeyerek sefere izin verenler; mürettebat acil duruma hazırlıksızsa bu eğitimi vermeyenler; tehlike belirtileri önemsenmediyse yolcuların uyarılarını görmezden gelenler ortaya çıkarılmalıdır.

Deniz bazen affetmez. Fakat denizin affetmemesi, insanların ihmalini görünmez kılmaz.

Girne açıklarında yaşananlar bize bir kez daha gösterdi ki gemi, yalnızca yüzebilen bir araç değildir. Kaptan da yalnızca dümenin başında duran kişi değildir. Her ikisinin de ilk görevi insan hayatını korumaktır.

Bu görev yerine getirilmediyse artık konuşulması gereken bir “kaza” değil, bütün yönleriyle araştırılması gereken bir sorumluluk zinciridir.

Özgür Mutlu
Araştırmacı Yazar, Şair ve Editör

Bilgi notu: Bu yazı, devam eden soruşturma kapsamında açıklanan bilgiler ve kazazedelerin kamuoyuna yansıyan anlatımları temel alınarak hazırlanmış bir haber–yorum çalışmasıdır. Soruşturma henüz tamamlanmadığı için şüphelere ilişkin ifadeler kesinleşmiş yargı kararı anlamına gelmez.

Hiç yorum yok