Popüler Yayınlar

Fransa’da Protestolar: Macron’a Öfke Neden Büyüyor?

Fransa Sokakta: Macron Halkın Öfkesini Duyuyor mu?


Yazar: Özgür Mutlu
20 Ekim 2026

Bir ülkede öğrenciler okullarındaki koşulları, çalışanlar geçim sıkıntısını, esnaf ise dükkânının güvenliğini konuşuyorsa yönetimin önünde birbirinden kopuk sorunlar yoktur. Aynı toplumun farklı kesimlerinden yükselen, birlikte ele alınması gereken talepler vardır.

Fransa’da bugün yaşananlara bu gözle bakmak gerekiyor. Olayların yalnızca en sert görüntülerine odaklanmak, insanları sokağa çıkaran nedenleri anlamaya yetmiyor. Fakat toplumsal öfkeyi anlatırken yağmalanan iş yerlerini, yaralanan insanları ve zarar gören kamu binalarını görmezden gelmek de mümkün değil.

AP’nin 19 Ekim tarihli haberine göre yüz binlerce kişi, hayat pahalılığı ve eğitim koşullarını barışçıl yürüyüşlerle protesto etti. Bazı şehirlerde ise çatışma, kundaklama ve yağmalama yaşandı.

DW’nin aktardığı İçişleri Bakanlığı verilerine göre yaklaşık 2.400 kişi yakalandı, 1.000’e yakın polis ve jandarma yaralandı. Bu sayılar, olayların ulaştığı boyutu gösteriyor. Her birinin arkasında bir insan, bir aile ve açıklığa kavuşturulması gereken bir olay bulunuyor.

Hükümetin ilk karşılığı güvenlik önlemlerini artırmak oldu. Anadolu Ajansına göre Başbakan Sébastien Lecornu, bazı yerlerde kısmi sokağa çıkma yasağı uygulanması talimatı verdi.

Bu önlemler sürerken siyasi sorumluluk tartışması da büyüdü. Macron, güvenlik hazırlığında ve istihbaratta eksiklikler bulunduğunu eleştirdi; ancak İçişleri Bakanı Laurent Nuñez’in istifa teklifini kabul etmedi.

Bundan sonrası, yalnızca sokakların ne zaman sakinleşeceğiyle ölçülemeyecek. Asıl sınav, yönetimin bu sakinliği neyle dolduracağı olacak.

Çünkü bir öğrenci okulunun koşullarını protesto ediyorsa ona verilecek cevabın eğitimle ilgili bir karşılığı olmalıdır. Bir aile geçimini sağlayamadığını söylüyorsa açıklanan politikanın ev bütçesinde hissedilen bir sonucu bulunmalıdır. Yıllardır emek verdiği dükkânı zarar gören esnaf ise korunmayı, zararının giderilmesini ve sorumluların adalet önüne çıkarılmasını bekler.

Bunların hepsi aynı anda haklı beklentiler olabilir. Yönetmek, bu taleplerden birini seçip diğerlerini susturmak kolaycılığına düşmeden çözüm üretmeyi gerektirir.

Benim bu olaylarda gördüğüm en önemli risk, güvenlik krizinin toplumsal talepleri bütünüyle gölgelemesidir. Yağmalanan bir mağazanın görüntüsü günlerce konuşulurken, barışçıl biçimde yürüyen binlerce gencin eğitimle ilgili isteği birkaç cümleye sıkışabilir. Böyle olduğunda şiddete başvuranlar, temsil etmedikleri insanların sesini de bastırmış olur.

Bir esnafın camını kırmak, halkın geçim sorununu çözmez. Bir belediye binasını yakmak, öğrencinin eğitim hakkını güçlendirmez. Kamuya ve insanların emeğine verilen zararın bedeli sonunda yine toplumun üzerine kalır. Hak arama mücadelesinin inandırıcılığı, başkalarının hakkına gösterdiği özenle de ilgilidir.

Devletin sorumluluğu da aynı açıklıkla konuşulmalıdır. İnsanları ve iş yerlerini korumakla yükümlü olan kamu otoritesi, müdahalelerinin hukukiliğinden de sorumludur. AP, polis silahlarının yol açtığı yaralanmalara ilişkin tartışmaları da aktarıyor. Bu iddialar bağımsız ve etkili biçimde incelenmelidir.

Güvenlik görevlisinin yaralanması nasıl ciddiye alınmalıysa, gösteri hakkını kullanan bir insanın yaralanması da aynı ciddiyetle ele alınmalıdır. Adaletin güven vermesi, kimin zarar gördüğüne bakılmaksızın işlemesine bağlıdır.

Macron açısından mesele, şimdi bu iki sorumluluğu birlikte yerine getirebilmektir: Şiddeti durdurmak ve barışçıl taleplere siyasi bir cevap vermek.

Bir bakanın görevde kalması yönetim sürekliliği açısından savunulabilir. Fakat istifa teklifini reddetmek, hesap verme sürecini tamamlamaz. Hangi hazırlıkların yetersiz kaldığı, hangi kararların yanlış olduğu ve tekrarını önlemek için nelerin değiştirileceği kamuoyuna anlatılmalıdır. Şeffaflık, kriz geçtikten sonra unutulabilecek bir söz olarak kalmamalıdır.

Euronews’ün değerlendirmesi, yaşananların Macron’un üzerindeki siyasi baskıyı artırdığını ortaya koyuyor. 2027 cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşırken güvenlik yönetimi kadar, eğitim ve geçim sorunlarına verilen cevap da siyasi tartışmanın merkezinde bulunuyor.

Ancak seçim takvimi, bugünün sorunlarını yarına ertelemenin gerekçesi olamaz. Bir öğrencinin eğitim hayatı, bir çalışanın geliri ve bir esnafın işletmesi siyasi kampanyaların sonucunu bekleyemez. Güvenin yeniden kurulması için insanların hayatına değen, uygulanabilir ve hesabı verilebilir kararlar gerekir.

Fransa’daki gelişmelerin bize hatırlattığı daha geniş bir mesele de var: Bir ülkenin ekonomik büyüklüğü, vatandaşının kendisini güvende ve geleceğe karşı umutlu hissettiğini tek başına göstermez. Devletin gücü; okulunda, kamu hizmetinde, adaletinde ve zor zamanlarda vatandaşına nasıl davrandığında da sınanır.

Bu nedenle Fransa’ya bakarken bir ülkenin sıkıntısından memnuniyet çıkarmak yerine, yönetimle toplum arasındaki bağın nasıl zayıflayabildiğini anlamaya çalışmalıyız. Geçim sıkıntısının duyulmadığı, gençlerin taleplerinin ertelendiği ve kamu hizmetlerine güvenin aşındığı yerde huzursuzluk için alan açılır. Bu, Fransa’nın ötesinde üzerinde düşünülmesi gereken bir yönetim meselesidir.

Bugün Macron’un önünde duran görev, yalnızca bir sonraki geceyi daha az olayla geçirmek değildir. İnsanların neden sokağa çıktığını anlayabildiğini ve bu nedenlere karşı somut bir program geliştirebildiğini göstermektir.

Sokaklar bir gün sakinleşebilir. Kırılan camlar değiştirilir, hasarlı binalar onarılır. Fakat vatandaşın duyulmadığına ilişkin kanaati yerinde kalırsa krizin en zor kısmı devam eder.

Bir yönetimin başarısı, halkın sesinin kesilmesiyle ölçülemez. İnsanların konuştuğunda karşılık bulmasıyla ölçülür.

Hiç yorum yok