Popüler Yayınlar

Halk TV’ye Kayyım ve Basın Özgürlüğü | Özgür Mutlu

Halkın Sesine Kayyım Atanamaz!

Özgür Mutlu, Halk TV’ye kayyım atanmasını Kadıköy protestosu üzerinden eleştiriyor; basın özgürlüğünü ve halkın haber alma hakkını savunuyor.

Özgür Mutlu’nun kaleminden
24 Ekim 2026
Bir ülkeyi yönetmek, o ülkenin insanlarına hangi haberi izleyeceklerini dayatma hakkı vermez. Seçim kazanmak, eleştiriden muafiyet belgesi değildir. Kamu gücünü kullanmak da vatandaşın sesini kısmak için verilmiş bir yetki olamaz. Halk TV’ye yönelik müdahalenin karşısında dururken hatırlatmamız gereken ilk gerçek budur: Bu memleketin insanları, kendilerine uygun görülen kadarını bilmek zorunda değildir.
24 Ekim’de Kadıköy’de Boğa Heykeli önünde buluşan gazeteciler ve yurttaşlar, “Sansüre Hayır, Habere Özgürlük” çağrısıyla Rıhtım’a yürüdü. Basın meslek örgütlerinin düzenlediği eylemde tutuklamalara, sansüre ve medya kuruluşlarına kayyım atanmasına karşı çıkıldı.[^1] Ben bu yürüyüşü, insanın kendi aklına ve kendi kararına sahip çıkması olarak görüyorum. Çünkü önümüze hangi bilgilerin geleceğine başkaları karar verdiğinde, düşünme özgürlüğümüz de kuşatılmış olur.
14 Ekim’de Halk TV’nin İstanbul’daki binasına polis girdi, kanala kayyım atandı ve canlı yayın akışı durduruldu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, kanalın sahibi Cafer Mahiroğlu hakkında rüşvet, ihaleye fesat karıştırma ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama iddialarıyla soruşturma yürütüldüğünü açıkladı.[^2]
İddialar elbette araştırılmalıdır. Kimsenin unvanı, serveti veya siyasi yakınlığı kendisine dokunulmazlık sağlamamalıdır. Fakat iddiaları araştırmakla bir haber merkezinin yayınını durdurmak arasındaki farkı da kimse bize unutturamaz. Bir kişinin mali faaliyetleri incelenirken gazetecilerin çalışması ve vatandaşın haber alması neden zarar görüyor? Kamu makamları, bu soruya açık ve ikna edici bir yanıt vermek zorundadır.
Ben Halk TV’nin canlı yayınlarının durdurulmasını basın özgürlüğü açısından ağır bir haksızlık olarak görüyorum. Bir soruşturmanın sonuçlarını, haberini yapmaya çalışan emekçilere ve o haberi bekleyen insanlara ödeten bir uygulamayı kabul etmiyorum. Hukuka duyulan güven, kullanılan yetkinin sınırlarının belli olmasıyla korunur. Soruşturmanın varlığını söyleyip özgürlükler üzerindeki sonucu tartışma dışı bırakamazsınız.
İktidara açıkça söylüyorum: Bu tablonun siyasi sorumluluğunu üzerinizden atamazsınız. Bir ülkenin yönetimi, gazetecilerin özgürce çalışabildiği koşulları sağlamakla yükümlüdür. Her eleştirinin önüne bir dosya adı koyarak, basın özgürlüğüne ilişkin soruları savuşturamazsınız. Kamuoyunun kaygılarını ciddiye almak ve özgürlükleri korumak sizin görevinizdir.
Anayasa’nın 28. maddesi “Basın hürdür, sansür edilemez” der; devlete basın ve haber alma özgürlüklerini sağlayacak tedbirleri alma görevi yükler.[^3] Bu hükmün değerini, yönetimi rahatsız eden haberler karşısındaki tutumunuz belirler. Anayasal güvenceler, en çok da iktidarın hoşuna gitmeyen sorular sorulurken gereklidir.
Bir gazetecinin mikrofonu, yöneticilerin rahatını korumak için tutulmaz. O mikrofonda geçinemeyen emeklinin, ücretini alamayan işçinin, evladına gelecek arayan annenin sorusu da vardır. Kamu parasının nereye harcandığını öğrenmek isteyen milyonların hakkı vardır. O soruların önüne engel koyduğunuzda, vatandaşla aranıza da engel koyarsınız.
Halkın sesi susturulamaz! Özgür basın susturulamaz!
Bu sloganın arkasında benim için çok açık bir ilke var: Halkın ödediği vergilerle kullanılan kamu gücü, halkın bilgiye ulaşmasını daraltmak için kullanılamaz. O makamlar kimsenin özel mülkü değildir. O koltuklara oturan herkes, bir gün kalkacağını ve geride hesap vermesi gereken bir dönem bırakacağını bilmelidir.
Haberden rahatsız olan bir yönetim, önce haberin anlattığı soruna bakmalıdır. Yoksulluk haberini görünmez kılmak, sofradaki eksikliği gidermez. Adaletsizlik itirazını ekranlardan uzaklaştırmak, insanların adalet duygusunu onarmaz. Kamu kaynakları hakkındaki soruları bastırmak, o kaynakların nasıl kullanıldığını açıklama yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Ülkenin meseleleri, yayın akışından çıkarılınca hayattan çıkmıyor.
Basına müdahalenin bir başka sonucu da haber merkezlerinin içine yerleşen endişedir. Gazeteci, yazacağı haberin ardından kurumunun başına ne geleceğini düşünmeye başladığında toplum kaybetmeye başlar. Sorulmadan vazgeçilen soruları sayamazsınız. Yayımlanmadan geri çekilen haberlerin vatandaşın hayatında bıraktığı boşluğu ölçemezsiniz. Ama o boşlukta denetimsizlik büyür; kamu gücünü kullananların hesap vermesi zorlaşır.
Halk TV’nin yayın çizgisine itiraz edenlerin de bu tehlikeyi görmesi gerekir. Bir kanalın her sözünü benimsemek zorunda değiliz. Özgürlük, görüşlerine katılmadığımız insanların da konuşabildiği bir ortamda anlam kazanır. Bugün sevmediğimiz bir gazetecinin susturulmasını alkışlarsak, yarın kendi sorumuzu soracak kimseyi bulamayabiliriz.
Uluslararası Af Örgütü de Halk TV’ye yönelik işlemleri basın ve ifade özgürlüğüne ağır bir müdahale olarak değerlendirdi ve kanalın bağımsız faaliyetlerinin yeniden sağlanmasını istedi.[^4] Yönetim bu eleştirilere özgürlükleri güçlendiren uygulamalarla yanıt vermelidir. Türkiye’nin itibarını korumak isteyenler, bu ülkede gazetecilerin korkmadan çalışabilmesini sağlamalıdır.
Talebim açıktır: Halk TV çalışanlarının bağımsız habercilik yapabilmesi güvence altına alınmalı, yürütülen soruşturmalarda haber alma hakkı korunmalı, yayın faaliyetini etkileyen tedbirlerin gerekçesi ve kapsamı kamuoyuna açıklanmalıdır. Gazetecilerin editoryal kararlarına müdahaleyi önleyecek güvenceler somut biçimde ortaya konulmalıdır. Vatandaş, özgürlüğünün korunması için yönetenlerin iyi niyetine bel bağlamak zorunda bırakılamaz.
Bana göre Kadıköy’de duyulan ses, bir isyanın ayak sesidir. Haksızlığa alışmayı reddeden, haber alma hakkından vazgeçmeyen insanların demokratik itirazıdır. Halk TV’ye yönelik müdahaleye karşı yükselen bu sesin, Türkiye’de daha geniş bir hak arama hareketinin işaretine dönüşebileceğini düşünüyorum. Yönetim, insanların sabrını sınırsız, suskunluğunu da onay sanmamalıdır.
Avrupa’da da toplumsal itirazlar yükseliyor. Fransa’da öğrenciler eğitim kaynaklarının yetersizliğine karşı kitlesel gösteriler düzenlerken, Belçika’da sendikalar hayat pahalılığına ve hükümetin bütçe politikalarına karşı sokağa çıktı.[^5] Bu farklı mücadelelerde benim gördüğüm ortak talep, insanların kendi hayatları hakkında söz sahibi olma isteğidir. Aynı zamanda bizlere, geçim mücadelesiyle özgürlük mücadelesinin birbirinden koparılamayacağını hatırlatıyorlar.
Bir işçi hem insanca ücret istemeli hem derdini anlatabilmelidir. Bir öğrenci hem nitelikli eğitim talep etmeli hem eleştirisini duyurabilmelidir. Basın özgürlüğünü savunmak, o insanların sesinin topluma ulaşmasını da savunmaktır. Halkı dinlemeyen bir yönetim, yükselen itiraz karşısında önce kendi siyasetini sorgulamalıdır.
Grev haktır! Özgür basın haktır! Halkın iradesi susturulamaz!
Halkın gücü, örgütlü dayanışmasında, sendikasında, barışçıl kitlesel protestosunda ve sandıktaki iradesindedir. Hiçbir iktidar kendisini vazgeçilmez göremez. Halkın güvenini kaybeden yönetimler demokratik yollarla değiştirilir; suç iddialarının hesabı da bağımsız mahkemelerde sorulur. Kamu gücünü kullanan herkes, yaptığı işlemlerin siyasi ve hukuki sorumluluğunu taşımak zorundadır.
Dünya uyanıyor; ben bu itirazlarda, insanca yaşama talebinin giderek daha yüksek sesle dile getirilmesini görüyorum. Emperyalizme karşı duruşum da bu anlayışa dayanıyor: Halkların emeğinin, kaynaklarının ve geleceğinin güçlü devletlerin ve çıkar çevrelerinin tahakkümüne bırakılmasını reddediyorum. Bağımsızlık talebinin yanında, her insanın kendi ülkesinde özgürce konuşabilmesini de savunuyorum.
İnanıyorum ki emperyalizmin halkların emeği ve iradesi üzerinde kurduğu tahakküm, örgütlü ve demokratik mücadeleyle parçalanacak. Bunun yolu, birbirinin hakkına sahip çıkan insanların dayanışmasını büyütmekten geçiyor. Halkın haber alma hakkını savunan Kadıköy’deki itirazı da bu yüzden önemsiyorum.
Halk TV’ye yönelik müdahaleye itiraz ediyorum. Gazetecilerin görevlerini yapabilmesini, vatandaşın farklı kaynaklardan haber alabilmesini ve kamu gücünün eleştiri karşısında sınırını bilmesini savunuyorum. Bu hakları savunmak için kimsenin iznine ihtiyacımız yok.
Yönetenler değişir. Makamların sahipleri değişir. Halkın gerçeği öğrenme hakkı, hiçbir iktidarın insafına bırakılamaz.

Kaynaklar:
[^1]: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, 22 Ekim 2026 tarihli yürüyüş duyurusu; İlke TV, 24 Ekim 2026 tarihli saha haberi. https://www.tgc.org.tr/18-slider/5861-basin-meslek-%C3%B6rg%C3%BCtleri%CC%87-sans%C3%BCre-hay%C4%B1r,-habere-%C3%B6zg%C3%BCrl%C3%BCk-y%C3%BCr%C3%BCy%C3%BC%C5%9F%C3%BC-d%C3%BCzenliyor.html — https://ilketv.com.tr/gazeteciler-sansure-ve-baskilara-karsi-alanlara-cikiyor-kadikoyde-toplanma-basladi/ [^2]: Medyascope, “Halk TV’ye kayyum atandı, yayın durduruldu”, 14 Ekim 2026. https://medyascope.tv/2026/10/14/halk-tvye-kayyum-atandi/ [^3]: Anayasa Mahkemesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, madde 28. https://anayasa.gov.tr/tr/mevzuat/anayasa/ [^4]: Uluslararası Af Örgütü, Halk TV açıklaması, 14 Ekim 2026. https://www.amnesty.org/en/latest/news/2026/10/turkiye-police-raid-and-state-takeover-of-opposition-tv-channel-a-brutal-blow-to-media-freedom/ [^5]: Associated Press, Fransa’da eğitim talepleriyle düzenlenen gösterilere ilişkin haber; Euronews, Brüksel’de 9 Ekim 2026 tarihli sendikal eylem haberi. https://apnews.com/article/france-education-protests-macron-police-dd78a1a2b80d4c84a92bcdde6f96e988 — https://www.euronews.com/2026/10/09/police-and-protesters-clash-in-brussels-as-anti-austerity-rally-disrupts-city

Hiç yorum yok