SİZİN TANRINIZ AMERİKA MI?
Adaletin Modern Arenasında Bir İnfaz Gösterisi
Yazan: Özgür Mutlu
10 Ekim 2026 | Köşe Yazısı
İnsanlık tarihi boyunca nice devletler kuruldu, nice imparatorluklar yıkıldı. Krallar, imparatorlar ve diktatörler gelip geçti. Fakat insanlığın değişmeyen bir hastalığı vardı: Gücü elinde bulunduranların, kendi adaletlerini başkalarının ölümü üzerinden sergileme tutkusu.
Bir zamanlar Roma arenalarında insanlar öldürülürdü. Binlerce kişi tribünlere doluşur, bir insanın son nefesini alkışlarla karşılardı. O günlerde bunun adı eğlenceydi, imparatorluğun kudretiydi.
Aradan iki bin yıl geçti.
İnsanlık aya çıktı, teknoloji geliştirdi, demokrasi ve insan hakları üzerine sayısız sözleşme imzaladı.
Ama görünen o ki arenalar hiç kapanmadı.
Yalnızca tribünlerin yerini ekranlar aldı.
Bugün Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşanan tartışma, işte bu karanlık geçmişi yeniden hatırlatıyor.
13 İNSANIN ÖLÜMÜ VE BİR DEVLETİN ADALET ANLAYIŞI
5 Kasım 2009 tarihinde ABD'nin Teksas eyaletindeki Fort Hood askerî üssünde korkunç bir saldırı gerçekleşti.
ABD ordusunda psikiyatrist olarak görev yapan Nidal Malik Hasan'ın gerçekleştirdiği silahlı saldırıda 13 insan hayatını kaybetti, 32 kişi yaralandı.
Geride gözü yaşlı aileler, yarım kalmış hayatlar ve bir daha kapanmayacak yaralar kaldı.
Bu saldırının hiçbir haklı gerekçesi olamaz.
Hiçbir din, hiçbir ideoloji, hiçbir siyasi düşünce masum insanların hayatına son verilmesini meşrulaştıramaz.
Bir insanın yaşam hakkını elinden alan kişi, elbette hukuk önünde hesap vermelidir.
Ancak burada sormamız gereken çok önemli bir soru var:
Bir suçlunun cezalandırılmasıyla, onun ölümünün bütün dünyaya seyrettirilmesi aynı şey midir?
ABD yönetimi, Nidal Hasan'ın 3 Aralık 2026'da kurşuna dizilerek idam edilmesini planlıyor.
Daha da vahimi, bu infazın canlı yayınlanacağının açıklanmış olması.
İşte benim itirazım tam olarak burada başlıyor.
ADALET Mİ, İNTİKAM MI, YOKSA BİR GÜÇ GÖSTERİSİ Mİ?
Bir devlet düşünün.
Dünyaya insan hakları, demokrasi, özgürlük ve hukuk dersi veriyor.
Sonra aynı devlet, mahkûm ettiği bir insanı kurşuna dizerek öldürmeyi ve bunu milyonlarca kişinin izleyebileceği bir yayına dönüştürmeyi planlıyor.
Peki bunun adı nedir?
Adalet mi?
Caydırıcılık mı?
Yoksa devletin kendi gücünü ölüm üzerinden sergilemesi mi?
Benim için mesele Nidal Hasan'ın suçlu olup olmaması değildir. Suçu mahkeme kararıyla sabittir.
Mesele, bir devletin cezalandırma yetkisinin nereye kadar uzanabileceğidir.
Hukuk, toplumsal öfkenin tatmin edildiği bir gösteri sahnesine dönüştüğünde, adaletin taşıması gereken ağırbaşlılık ortadan kalkar.
Çünkü adaletin amacı seyirci toplamak değildir.
Bir insanın ölümünü canlı yayınlamak, suçun ağırlığını anlatmak için gerekli değildir.
13 insanın öldürülmesinin ne kadar korkunç olduğunu anlamak için 14. bir insanın ölümünü ekran başında izlemek zorunda değiliz.
Devletin elinde silah bulunması ona güç verir. Fakat o silahı ne zaman kullanmayacağını bilmesi, onun hukuk anlayışını gösterir.
13 AİLENİN ACISI BİR TELEVİZYON PROGRAMINA DÖNÜŞTÜRÜLEMEZ
Bu olayda üzerinde durulması gereken en hassas konu, hayatını kaybeden insanların aileleridir.
Bir evladını, eşini, annesini veya babasını kaybetmiş insanlara acılarını nasıl yaşamaları gerektiğini söylemek kimsenin hakkı değildir.
Onların öfkesi de adalet beklentisi de anlaşılabilir.
İnfazı görmek isteyen aileler olabilir. Görmek istemeyenler de olabilir.
Böyle bir talep bulunması hâlinde, hukuki sınırlar içerisinde ve yalnızca ilgili kişilerin katılabileceği kapalı bir tanıklık süreci tartışılabilir.
Ama ailelerin acısından milyonlarca insana sunulacak bir ölüm gösterisi üretmek, benim adalet anlayışıma sığmıyor.
Çünkü kaybedilen 13 insanın hatırası, bir infaz yayınından çok daha değerlidir.
Onları anmanın yolu, bir başka insanın öldürülmesini dünyaya izletmek değildir.
Acının bir mahremiyeti vardır. Adaletin ise bir ciddiyeti olmalıdır.
NİDAL HASAN'IN MÜSLÜMAN OLMASI TESADÜFEN Mİ ÖNE ÇIKIYOR?
Gelelim meselenin benim açımdan en çok sorgulanması gereken tarafına.
Nidal Malik Hasan, Müslüman kimliğine sahip bir Amerikan askeriydi.
İşlediği suçun dini gerekçelerle meşrulaştırılmaya çalışılmış olması, onun eylemini haklı kılmaz.
Ancak bir insanın suçu, mensubu olduğu bütün bir dinin veya toplumun suçu olarak da gösterilemez.
Burada şu soruyu sormak gerekiyor:
Neden bu infazın tüm dünyaya izletilmesi isteniyor?
Bu yalnızca bir suçlunun cezalandırılması mı?
Yoksa Müslüman kimliği üzerinden dünyaya verilmek istenen siyasi ve psikolojik bir mesaj da mı söz konusu?
Bu yönde kesin bir hüküm verebilmek için somut kanıt gerekir. Ancak infazın özellikle kamuoyuna açık bir gösteri biçiminde sunulması, bu soruların sorulmasını kaçınılmaz hâle getiriyor.
Burada dikkat edilmesi gereken ayrım son derece açıktır:
Bir Müslüman suç işlediğinde onun dini yargılanmamalıdır.
Bir Hristiyan suç işlediğinde Hristiyanlık suçlanmamalıdır.
Bir Yahudi suç işlediğinde bütün Yahudiler sorumlu tutulmamalıdır.
Suç bireyseldir. İnanç toplumsaldır. Adalet ise kimliklere göre değişmemelidir.
Eğer bir devlet suçlunun dini kimliğini kendi siyasi söyleminin merkezine yerleştiriyorsa, artık yalnızca cezadan değil, o cezanın topluma nasıl sunulduğundan da söz etmek gerekir.
MODERN ÇAĞIN GLADYATÖR ARENASI
Roma İmparatorluğu'nda arenaya çıkarılan insanların ölümünü izleyen kalabalıklar vardı.
Orta Çağ'da meydanlarda yapılan infazlara toplanan halk vardı.
Bugün ise insanların elinde cep telefonları, karşılarında ekranlar var.
Mekânlar değişiyor.
Yöntemler değişiyor.
Ama insanın başkasının ölümünü izleme merakı bazen hiç değişmiyor.
Daha tehlikelisi, devletlerin bu merakı kendi otoritelerini göstermek için kullanabilmesi.
Bir infazın canlı yayınlanması, toplumun adalet duygusunu güçlendirmek yerine ölümü sıradanlaştırabilir.
Çocukların, gençlerin ve milyonlarca insanın erişebileceği bir görüntünün oluşturacağı toplumsal etkiyi kim hesaplıyor?
Bir insanın öldürülmesini seyretmek, bizi daha adil bir toplum mu yapacak?
Yoksa ölüm karşısındaki duyarlılığımızı biraz daha mı azaltacak?
Bütün dünya bu görüntüyü izlediğinde ne öğrenmiş olacak?
İnsan hayatının kutsallığını mı?
Yoksa devletin isterse bir insanın son nefesini bile küresel bir gösteriye çevirebileceğini mi?
Bir devletin medeniyet seviyesi, kaç kişiyi öldürebildiğiyle değil, öldürme gücüne sahipken bile insan onurunu ne kadar koruyabildiğiyle anlaşılır.
AMERİKA, DÜNYANIN HÂKİMİ Mİ, YOKSA KENDİ GÜCÜNÜN ESİRİ Mİ?
Amerika Birleşik Devletleri, dünyanın en etkili askerî ve siyasi güçlerinden biri.
Ancak güç sahibi olmak, ahlaki üstünlüğün de kendiliğinden kazanıldığı anlamına gelmez.
Dünyaya hukuk anlatan bir ülke, kendi uygulamalarının da aynı ilkelerle sorgulanmasına açık olmalıdır.
Burada eleştirdiğim şey Amerikan halkı değildir.
Nitekim Amerika'da da bu infazın canlı yayınlanması fikrine karşı çıkan siyasetçiler, din insanları ve hukuk çevreleri bulunmaktadır.
Benim eleştirim, devlet gücünü insan hayatı üzerinden sergilemeyi meşru gören anlayışadır.
Çünkü hiçbir devlet, yalnızca güçlü olduğu için kendisini insanlığın vicdanının üzerine koyamaz.
Hiçbir bayrak, altında yapılan her eylemi kendiliğinden haklı çıkaramaz.
Hiçbir yönetim, hukukla kendisine tanınan yetkiyi sınırsız bir ahlaki üstünlük belgesi gibi kullanamaz.
Bugün bir suçlunun ölümü üzerinden kurulan ekran, yarın başka insanların acıları için de kullanılabilir.
Ve bir toplum, ölümü seyretmeye alıştığında, gün gelir ölüm karşısında susmaya da alışabilir.
SON SÖZ: ADALETİN TANRISI OLMAZ
Nidal Hasan'ın gerçekleştirdiği saldırıda hayatını kaybeden 13 insanın acısı gerçektir.
Ailelerinin adalet beklentisi gerçektir.
İşlenen suçun ağırlığı tartışılmazdır.
Fakat hiçbir suç, devletlerin adaleti bir ölüm gösterisine dönüştürmesini sorgulanamaz hâle getirmez.
Ben suçluyu savunmuyorum.
Ben suçu mazur göstermiyorum.
Ben yalnızca insanlığın yüzyıllardır cevap aradığı bir soruyu yeniden soruyorum:
Adalet, bir insanın cezalandırılmasını mı gerektirir, yoksa onun ölümünden milyonlarca kişiye bir gösteri sunulmasını mı?
Çünkü gerçek adaletin alkışa ihtiyacı yoktur.
Gerçek adaletin seyirciye ihtiyacı yoktur.
Gerçek adalet, insanın ölümünü propaganda malzemesine dönüştürmez.
Bir suçlunun öldürülmesini bütün dünyaya izletmek, o ülkenin ne kadar güçlü olduğunu gösterebilir.
Ama ne kadar adil olduğunu göstermez.
Ve bugün bu infazı bir güç gösterisine dönüştürmek isteyen anlayışa son bir sorum var:
Siz dünyaya adaleti mi öğretiyorsunuz, yoksa bütün insanlığın sizin gücünüzün önünde diz çökmesini mi istiyorsunuz?
Çünkü insanlığın üzerinde hiçbir devletin mutlak hükümranlığı olamaz.
Ne Roma'nın imparatorları tanrıydı ne de bugünün süper güçleri.
Sizin Tanrınız Amerika olabilir.
Ama bizim için hiçbir devlet, insanlık vicdanından daha büyük değildir.
---
Özgür Mutlu
Yazar | Şair | Köşe Yazarı
www.ozgurmutlu.com
Kaynaklar
- ABD Ordusu, 7 Ekim 2026: Nidal Hasan'ın infaz tarihi ve yargılama süreci.
- Reuters, 8 Ekim 2026: Pentagon'un infazı canlı yayınlama planı.
- Associated Press, 9 Ekim 2026: Canlı yayın planına yönelik ABD'deki tepkiler.
- Reuters, 9 Ekim 2026: Dünyada kamuya açık infazların tarihsel ve hukuki bağlamı.
Hiç yorum yok
Yorum Gönder