Popüler Yayınlar

12 Eylül 1980 Darbesi: Türkiye’nin Üzerine Çöken Karanlık

12 Eylül: Bir Ülkenin Üzerine Çöken Karanlık


12 Eylül 1980 sabahı Türkiye, tankların palet sesleriyle uyandı. Radyo ve televizyonlardan yükselen askeri bildiri, yalnızca seçilmiş hükümetin görevden alındığını duyurmuyordu. O ses; demokrasinin askıya alındığını, Meclisin kapatıldığını ve milyonlarca insanın geleceğine silahların gölgesinde karar verileceğini ilan ediyordu.

Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’in liderliğindeki Türk Silahlı Kuvvetleri yönetime el koydu. Siyasi partiler kapatıldı, liderler gözetim altına alındı ve ülke askeri yönetimin emirlerine teslim edildi. Sokaklardaki çatışmaları sona erdirme iddiasıyla yapılan darbe, Türkiye’yi yıllarca sürecek daha ağır bir karanlığa sürükledi.

Bir Gecede Susturulan Ülke

12 Eylül’ün ardından yüz binlerce insan gözaltına alındı. Cezaevleri siyasi görüşleri nedeniyle tutuklanan gençler, öğrenciler, öğretmenler, işçiler ve aydınlarla doldu. İnsanlar fişlendi, işlerinden çıkarıldı, sürgüne gönderildi ve vatandaşlıktan uzaklaştırıldı.

Diyarbakır, Mamak ve Metris gibi cezaevleri, insanlık dışı uygulamalarla anılan yerler hâline geldi. İşkence yalnızca bedenleri değil, bütün bir toplumun hafızasını yaraladı. İnsanlara düşüncelerinden vazgeçmeleri, kimliklerini inkâr etmeleri ve sorgulamadan itaat etmeleri dayatıldı.
Bazıları cezaevlerinden hiç çıkamadı. Bazıları çıktığında artık eski insan değildi. Geride kalan aileler ise yıllarca kapanmayan yaralarla yaşamak zorunda kaldı.

Gençlerin Hayatından Çalınan Yıllar

Darbe yönetimi, sağ ve sol görüşten gençleri aynı darağaçlarında buluşturdu. Henüz hayatlarının başındaki insanlar idam edildi. Yaşları tartışmalı gençlerin cezalarının uygulanabilmesi için resmî belgelerde değişiklik yapıldığı iddiaları, 12 Eylül döneminin vicdanlarda bıraktığı en ağır yaralardan biri oldu.

Erdal Eren’in adı, bugün hâlâ darbenin gençlerden aldığı hayatların simgesi olarak anılıyor. Necdet Adalı ve Mustafa Pehlivanoğlu gibi isimler de farklı siyasi görüşlere sahip olmalarına rağmen aynı acımasız düzenin kurbanları oldular.

Darbe yönetimi adalet sağlamadı. Toplumun üzerine korku salarak itaat sağlamaya çalıştı. Bir kuşağın gençliği cezaevlerinde, mahkeme salonlarında, sürgün yollarında ve darağaçlarının gölgesinde tüketildi.

Sadece Siyaset Değil, Toplum da Değiştirildi

12 Eylül yalnızca yönetime el koyan askeri bir müdahale değildi. Türkiye’nin siyasi, ekonomik, kültürel ve toplumsal yapısını yeniden biçimlendiren büyük bir kırılmaydı.

Sendikalar etkisizleştirildi, grevler yasaklandı ve çalışanların örgütlenme hakları daraltıldı. Üniversiteler denetim altına alındı. Düşünen, sorgulayan ve itiraz eden bireyler yerine susan ve otoriteye boyun eğen bir toplum oluşturulmak istendi.

Kitaplar toplatıldı, gazeteler kapatıldı ve düşünceler suç sayıldı. İnsanlar evlerinde bulunan bir kitap, duvara astıkları bir afiş veya söyledikleri birkaç cümle nedeniyle gözaltına alınma korkusu yaşadı. Anne babalar çocuklarına konuşmamayı, dikkat çekmemeyi ve siyasetten uzak durmayı öğütledi.

Böylece 12 Eylül yalnızca insanları hapsetmedi; düşünceleri, umutları ve cesareti de dört duvar arasına kapatmaya çalıştı.

Darbenin Gölgesinde Hazırlanan Anayasa

1982 Anayasası, askeri yönetimin oluşturduğu baskıcı ortamda halkoyuna sunuldu. Toplum, özgür bir tartışma ortamından yoksundu. Darbe yönetimini eleştirmek ve anayasa aleyhinde açıkça propaganda yapmak büyük risk taşıyordu.

Bu anayasa, devleti bireyin karşısında güçlendiren ve temel hakların sınırlandırılmasını kolaylaştıran bir anlayış taşıdı. Yıllar içinde birçok maddesi değiştirilmesine rağmen 12 Eylül düzeninin izleri Türkiye’nin hukukunda ve devlet yapısında yaşamaya devam etti.

Askerler kışlalarına döndü ancak kurdukları sistem ülkede kaldı. Darbenin gerçek gücü de burada yatıyordu: Sadece bir hükümeti devirmemiş, gelecek kuşakların yaşayacağı siyasi düzeni de belirlemişti.

Unutmak, Karanlığın Yeniden Dönmesine İzin Vermektir

Aradan geçen yıllar yaşananların üzerini örtemez. Çünkü darbeler yalnızca gerçekleştiği dönemi değil, kendisinden sonra doğan kuşakların hayatını da etkiler. Toplumda oluşan korku, güvensizlik ve siyasetten uzaklaşma hâli nesilden nesile aktarılır.

12 Eylül’ü hatırlamak geçmişte yaşamak değildir. Aynı acıların yeniden yaşanmaması için geçmişle yüzleşmektir. Hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın, halkın iradesini silah zoruyla ortadan kaldıran hiçbir müdahale meşru kabul edilemez.

Demokrasi zor dönemlerde terk edilecek geçici bir tercih değildir. Demokrasinin asıl değeri, kriz zamanlarında hukuka, insan haklarına ve milletin iradesine sahip çıkıldığında anlaşılır.

12 Eylül; bir ülkenin üzerine çöken karanlığın, susturulan insanların ve yarım bırakılan hayatların tarihidir. O gün yaşananları unutmak, darbe mağdurlarına karşı büyük bir haksızlık olur.

Unutmamalıyız: Tankların açtığı yolda demokrasi yürümez. Silahların gölgesinde adalet kurulmaz. Bir ülkenin gerçek gücü darbelerden değil; özgür düşünceden, hukuktan ve halkın iradesinden doğar.

Yazar: Özgür Mutlu

Hiç yorum yok