Popüler Yayınlar

Reis Sedat Peker: Reis Olmak Kolay Olmaz | Özgür Mutlu

Özgür Mutlu, Sedat Peker’le 1990’lı yıllarda Şile’de yaşadığı çocukluk anısını ve bir çocuğun gördüğü sevgiyi neden unutmadığını anlatıyor.

Reis Sedat Peker: Reis Olmak Kolay Olmaz

Yazar: Özgür Mutlu

Sedat Peker’i çocukluğumdan tanırım. Onun adı geçtiğinde benim hafızamda 1990’lı yıllardan bir gece canlanır. Şile’de, Sedat Bey’in malikanesinin açılışındayız. Babam davetlidir; kendisiyle eski dostlardır. Ben henüz çocuğum.

O gece Sedat Bey masamıza geldi. Beni kucağına aldı, sevdi. Aradan onca yıl geçmesine rağmen o yakınlığı hiç unutmadım. İnsan büyüyünce çocukluğundan kalan bazı anların neden hâlâ bu kadar canlı olduğunu düşünüyor. Benim için bu karşılaşma da onlardan biri.

Üstelik o gece hayatımda ilk kez Kanlıca yoğurdu yedim. Hafızanın kendine özgü bir dili var: Bir insanın gösterdiği ilgiyle ilk kez tattığınız bir yiyecek, aynı gecenin içinde birbirine bağlanabiliyor. Yıllar sonra o geceyi hatırladığımda babamın dostluğu, Sedat Bey’in bana gösterdiği sevgi ve Kanlıca yoğurdu birlikte geliyor aklıma.

Yıllar geçti, ben büyüdüm. Sedat Bey cezaevinden çıktı; çocukken yaşadığım o karşılaşmayı hâlâ unutmamıştım. Bugün de unutmuş değilim.

Çünkü bir çocuğa ayrılan birkaç dakika, onun hafızasında yıllarca yaşayabiliyor. Büyüklerin geçip gittiğini düşündüğü bir an, çocuk için kendisinin fark edildiği, önemsendiği bir hatıraya dönüşebiliyor. O zaman bunun adını koyamazsınız belki. Büyüdüğünüzde, sizi o güne bağlayan duygunun sevgi olduğunu anlarsınız.

Ben Sedat Peker’i anlatırken bu hatıramı da anlatmak isterim. Benim ona bakışımda babamın dostluğunun ve çocukken gördüğüm yakınlığın payı var. Bunu açıkça söylemek, okura karşı dürüstlüğümün bir parçasıdır. Bir yazarın nereden baktığını bilmek, yazdıklarını anlamaya da yardımcı olur.

Aydın bir bakışın insana kazandırması gereken şeylerden biri, hafızasını korurken düşüncesini de açık tutabilmesidir. Kendi yaşadığını dürüstçe anlatmak, başkalarının farklı tecrübelerini dinleyebilmeyi de gerektirir. Ben burada, kendi çocukluğumdan bugüne taşıdığım bir karşılaşmanın tanıklığını paylaşıyorum.

“Reis” kelimesini düşündüğümde de insanın başkalarında bıraktığı ize bakıyorum. Bir hitabın ağırlığında, kişiye duyulan güvenin ve ondan beklenen sorumluluğun payı vardır. Bana göre gücün insani değeri, karşısındaki kişiye nasıl davrandığında görünür hâle gelir. Özellikle de karşısında ilgi ve sevgi bekleyen bir çocuk olduğunda.

Çocukken gördüğümüz yakınlığı yıllarca taşıyabiliyorsak, bugün çocuklara nasıl davrandığımız üzerine daha fazla düşünmeliyiz. Birini dinlemek, ona zaman ayırmak, varlığını önemsemek küçük görünen ama kalıcı olabilen davranışlardır. Bir yetişkinin sevgisi, çocuğun dünyasında kendisine yer bulduğu duygusunu büyütebilir.

“Küçükleri sevin, büyükleri sayın” sözü bu yüzden benim için yaşanmış bir anlam taşıyor. Yaşımız ilerledikçe çocukluğumuzun bize hatırlattığı bir sorumluluk bu: Bize gösterilen iyiliği başkalarına da gösterebilmek.

Benim hafızamda Şile’deki o geceden kalan, yılların silemediği bir yakınlık. Sedat Bey’i hatırlarken o çocuğun gördüğü sevgiyi de hatırlıyorum. Belki o gün kendisi için kısa bir andı; benim için bugün yazıya dönüşen bir hatıra oldu.

Sevgi en güzel tohumdur; ekersen çiçek verir. Sevgisizlik ise ateşi ve nefreti büyütür.

İnsan, karşısındakinde yıllar sonra neyin kalacağını her zaman bilemez. Bu yüzden gösterdiğimiz sevginin değerini küçümsememeliyiz.

Sev ki sevilesin.


Hiç yorum yok